7 Mayıs 2012 Pazartesi

Masumiyet Müzesi'ni neden yaptığımı bilmiyorum

 
 
Geçtiğimiz hafta sonu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'de gerçekleşen 'Masumiyet Müzesi Sempozyumu', cumartesi sabahı Rektör Prof. Yalçın Karayağız'ın, Pamuk'un Masumiyet Müzesi ile İstanbul'a kazandırdığı görsel belleği övdüğü kısa konuşmasıyla başladı ve Orhan Pamuk'un 'Şeylerin Masumiyeti' isimli müze kataloğunu nasıl yazdığını anlattığı nispeten uzun konuşmasıyla son buldu. Her anı kalabalık olan sempozyumun ilk bildirisini Prof. Dr. Jale Parla sundu: 'Masumiyet, Müze, Merhamet'. Parla, o konuşmasında müzenin olası ziyaretçilerine verilebilecek en güzel ipucunu verdi: "Bir müzenin masumiyetle ilişkilendirilebilmesi için, o müzenin içindekilerin yalnızca merakla, hayretle ve hayranlıkla değil, merhametle de seyredilebilmesi gerekir." 

Parla'yı; Nişantaşı, Fatih ve Boğaz'ın anlatıldığı 'İstanbul/Orhan Pamuk'un Edebi Müzesi' ve 'Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk 1' oturumları izledi. Burada, Prof. Dr. Turan Karataş, 'Masumiyet Müzesi'ni Gerçeklik, Sahicilik ve İnandırıcılık Bağlamında Okumak' başlıklı bildirisinde Pamuk'un 'Saf ve Düşünceli Romancı' kitabındaki "Roman sanatının temel derdi, hayatı doğru temsil etmek" cümlesinden hareketle romanın gerçekliğini sorguladı. 1970'lerde babanın karşısında sigara içmenin imkânsızlığı ve roman kahramanı Kemal'in yaz kış ceket giymesi gibi eleştirilerle Pamuk hayranlarını epey sinirlendiren bildiriyi Esin Pervane'nin "Mutluluk: Kayıp Bütünlüğe Yolculuk" başlıklı konuşması izledi. Pervane, mutluluk kelimesinin romanda 264 defa geçtiğini belirterek başladığı konuşmasını Kemal'den bir cümleyle bitirdi: "Mutluluk, insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır sadece." Aynı oturumda Asuman Kafaoğlu Büke, "Masumiyet Müzesi'nde Duran Zaman, Akan Zaman" başlıklı bir bildiri sundu ve romanı zamanlara, Kemal'in bir daha asla yalan söylemeyeceğine dair babasının başı üzerine ettiği yeminle ayırdı. Kemal yalan söyledi, babası öldü ve hayatın üzerine bir uğursuzluk çöktü. Ne oldu? Kemal, nişanlısından ayrıldı. Füsun başkasıyla evlendi. Romandaki zaman da akan, dondurulmuş ve geçmiş olarak üçe ayrıldı.

İlk gün, Zeki Demirkubuz'un 'Yeşilçam'ın Masumiyeti' üzerine Zahit Atam'la yaptığı söyleşiyle sona erdi. Demirkubuz'un 'Masumiyet' filminin uzun uzun tartışıldığı söyleşinin sonunda Atam, kitabın 'ne fena bir şey' olduğunu söyledi ve Demirkubuz da ona kısmen katıldı: "Pamuk'a Kar'dan sonra bir şeyler oldu. Olmadı yani." dedi. Gün, Masumiyet Müzesi'nin hikâyesini anlatan ve 12 yılda tamamlanan 'Adım Adım Masumiyet Müzesi' isimli belgeselin izlenmesiyle sona erdi.

Pazar günü, yani dün, sempozyumun 'Aşk/Kadınlar ve Erkekler' isimli oturumunda Deniz Şimşek, Pamuk'la bir okur olarak tanışma ve bir ada değil, kıta keşfetme serüvenini paylaştı. Aynı oturumda Doç. Dr. Talat Parman, "Nedir Kemal'in hastalığı?" sorusuna anımsama, yineleme ve özümseme hallerinin farklarını anlatarak cevap verdi. Günün sonunda Orhan Pamuk da dahil olmak üzere 'Masumiyet Müzesi' çalışanları, bir bir deneyimlerini anlattı. Pamuk, bu müzeyi neden yaptığını samimiyetle söyledi: "Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum."

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR / 7 MAYIS 2012

..

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İşte şimdi 'komik' oldu!

Bu yıl 16.sı düzenlenen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, önceki akşam Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşen törenle sahiplerine verildi. Gösteriye dönüşen törene Müjdat Gezen'in 'oyunculuğu' damgasını vurdu. Gezen öyle bir 'oyunculuk' sergiledi ki istisnasız herkesin gözleri doldu! Sahne şöyleydi: Nedret Güvenç'e Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü'nü vermek için yavaş yavaş ilerleyen Gezen; saçlarını yapıştırmış, bıyığını bademleştirmiş, gömlek düğmelerini gırtlağına kadar iliklemiş ve pantolonunun paçalarını kısa tutmuştu ki açık renk çorapları rahatça seçilsin... Ellerini göbeğinin üzerinde birleştirip "Selamün Aleyküm" diye söze başladı ve ekledi: "Merhume Afife Jale Hanım'ın aziz hatırasına binaen buradayım. Tensip buyurulan bu hediyeyi vermek bana nasip oldu. 20 yıl temizlik işlerinde çalıştıktan sonra yönetim kuruluna getirilmem sebebiyle..." 
Sözde 'muhafazakâr' bir belediye çalışanı tiplemesiyle karşımızda duran Gezen, elini uzatan Nedret Güvenç Hanımefendi ile tokalaşmayı reddedip elini göğsüne götürerek teşekkür etti. Gezen'in baştan sona bir kurgu olan bu tavrı, bir ayrımcılık ve aşağılama örneği olarak kayıtlara geçerken, bir bakıma Başbakan'ın o sert tavrını da haklı çıkarıyordu. Böylece Müjdat Gezen, 'oyunculuğu'yla herkesin gözlerini doldurarak 'ustalığını' bir kez daha kanıtlamış oldu! Yalnız o gözlerin kimi kahkahadan, kimi şaşkınlıktan, kimi hüzünden doldu. Kahkahanın sebebini herkes tahmin edecektir ama şaşkınlık ve hüzün için töreni heyecan içinde takip eden üniversite öğrencisi Gözde'ye kulak vermeli. Ona kulak vermeli çünkü o 21 yaşında sıradan bir tiyatro izleyicisi, aslında tiyatronun var oluşunun sebebi. Gezen'e verilecek en iyi cevap belki de onun bu içten sözleriydi: "Olan biteni derinlemesine bilmiyorum ama geçen gece Muhsin Ertuğrul Sahnesi önündeydim ben. Sevdiğim oyuncuları desteklemek için. Çok üşüyene kadar... Çünkü neredeyse her hafta bir oyun izliyorum ve hayatımın böylece sürüp gitmesini istiyorum. Biletler 30 lira olursa bunu yapamam. Şehir Tiyatroları'nın özelleşmesinden bu sebeple korkuyorum. Ama bu akşam dünya başıma yıkıldı. Aynen. Sanki biri, bir oyuncu çıkıp dedeme, babama ve kasabamdaki selama küfretti."

***

ENİ İYİSİ SÜPERNOVA

16. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri'nin açılışını yapan Yapı Kredi Sanat Danışmanı Haldun Dormen'in ilk cümlesi "Afife Tiyatro Ödülleri adına en büyük derdimiz 75 kişilik salon meselesiydi. Bu sorunu da gelecek yıl çözeceğiz." idi. Tıpkı geçen sene ve ondan önceki sene olduğu gibi... Gecede ödüllerini almak üzere sahneye çıkan isimlerden çok Şehir Tiyatroları Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikler ve Başbakan'ın "Tiyatrolar özelleşecek" açıklamaları konuşuldu. Ödüller ise şöyle sıralandı: Prodüksiyon: Süpernova / Dot Tiyatro, Yönetmen: Cem Emüler / Yanık (İstanbul DT), Kadın Oyuncu: Esra Bezen Bilgin / Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi (Talimhane Tiyatro), Erkek Oyuncu: Mert Turak / Ateşli Sabır (İBB Şehir Tiyatroları)

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR/  2 Mayıs 2012

..

1 Mayıs 2012 Salı

Dünyada tiyatro da özel, gişeler de

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Tiyatroları özelleştireceğiz' açıklaması gözleri dünyadaki uygulamalara çevirdi. Pek çok ülkede tiyatrolar özel kurumlar olarak hizmet veriyor, devlet farklı yöntemlerle destek veriyor. ABD'deki tiyatrolar ise kendi yağıyla kavruluyor.
İstanbul'da Şehir Tiyatroları'nda yapılan yönetmelik değişikliğiyle 12 Nisan günü başlayan tiyatro krizi, önceki gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan gelen "Tiyatroları özelleştireceğiz" açıklamasıyla yeni bir boyut kazandı. Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi'ndeki konuşmasında tiyatroların özelleştirilmesi konusunu Bakanlar Kurulu'na teklif edeceğini söyleyerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı tebrik etti ve benzer bir tavrı Ankara Büyükşehir Başkanı Melih Gökçek'ten de beklediğini sezdirdi.

Yönetmelik değişikliğinin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetimi istifa kararı almış; tiyatrocular eylemlerle yönetmeliği protesto etmişti. Günlerdir süren tartışmalar, 'devletten destek alan sanat özgür olmaz'a ve 'sponsor sistemi ile proje bazında destek' sistemine odaklanmıştı. Başbakan'ın açıklamasıyla birlikte ise tartışmaya; "nasıl bir sistem, nasıl bir işleyiş, ne tür bir özelleştirme?" soruları eklendi ve gözler, dünyada bu işlerin nasıl yürütüldüğüne çevrildi. "Başka ülkelerde gerçekten devlet tiyatrosu yok mu? Yoksa sistem nasıl? Varsa ne gibi bir uzlaşma zemini mevcut?" Önümüzdeki günlerde hem sivil toplum hem de merkezi yönetimin bir araya gelerek bir çalıştay düzenlemesi ve konuyu tartışarak yeni bir sistem belirlemesi bekleniyor. Öncesinde, diğer ülkelerdeki işleyişlere ulaşabildiğimiz kadarıyla göz attık.

İNGİLTERE'DE SANAT KONSEYİ BELİRLEYİCİ

İngiltere'de Kültür Bakanlığı'na bağlı sanat konseyi, yerel konseylerin raporlarına göre neye nasıl destek olunacağına karar veriyor. Bütün tiyatrolar tek bir konseye başvuruyor. Sadece kıdemli akademisyenlerden görüş alan konsey, ayakta ve açık oylama sistemiyle kararını bildiriyor. Geçen yıl 149 milyon paund'luk destekte bulunan konseyin bir benzerinin Türkiye'de de kurulması öneriler arasında. Konsey, Arts Council, National Theater ve Royal Opera gibi önemli kurumlara da büyük oranda destek veriyor. Desteğin ana kaynağı National Lottary, yani ulusal piyango idaresi. Bütçenin bir bölümü de bilet satışları, proje bazlı sponsorluklar ve bağışlardan geliyor.

ALMANYA'DA YÖNETMENİ ŞEHİR PARLAMENTOSU SEÇİYOR

Frankfurt Sehir Tiyatrosu'ndan Bruni Marx; Şehir Tiyatrosu Sanat Yönetmeni'ni şehir parlamentosunun seçtiğini, ancak repertuar seçimini belirleyecek hiçbir birim veya kurul oluşturulmadığını söylüyor ve ekliyor: "Almanya'nın her tarafında aynı olan uygulamaya göre belediye repertuarı, zaten çalışmalarından dolayı güvendiği için seçtiği yönetmene bırakıyor. Tabii ki belediye parlamentosunun bir denetleme kurulu var ancak bunun da repertuar belirlemede hiçbir fonksiyonu bulunmuyor. Tiyatroları özelleştirmeye gelince, zaten Frankfurt Şehir Tiyatroları özelleştirilmiş, ancak her tiyatronun arkasında mutlaka devletin veya belediyenin varlığı mevcut. Sanatçılar ise çoğunlukla uzun dönem sözleşmelerle çalışıyorlar."

ABD'DE KENDİ YAĞIYLA KAVRULUYORLAR

Amerika'da devlet tiyatrosu ya da devlet desteği gibi durumlar söz konusu değil. Bütün tiyatrolar özel. Devlet onları sadece birtakım vergilerden muaf tutarak destekliyor. Ülkenin dev bütçeli temsiller sergileyen büyük sanat kurumları bile kendi yağında kavruluyor. Bilet gelirleri ve bağışlar devasa bütçelerin kotarılmasında yeterli oluyor.

FRANSA DEVLET DESTEĞİNİ AZALTTI

Fransa'da doğrudan Kültür Bakanlığı'nın mali desteğiyle yaşayan 6 ulusal tiyatro, devletin yanı sıra yerel belediyelerden de mali destek alan 33 bölgesel devlet tiyatrosu, yine devlet yardımı alan ancak yarı özerk statüde 69 şehir tiyatrosu bulunuyor. Ayrıca, 77 özel tiyatro ve 600'ün üzerinde şirket, devlet yardımı alıyor. Ancak, Fransa'da 2007'de çıkarılan bir yasanın ardından tiyatroya ayrılan devlet bütçesi yüzde 30'un üzerinde düşürülmüş. Özellikle, son dönemde yerel yönetimlerin Paris bölgesindeki 15 tiyatroya verdiği mali yardımda kesintiye gitmesi tartışmalara neden olmuş.

Katkıda bulunanlar: Esat Semiz, Sezai Kalaycı, Emre Demir, Almanya, ABD, Fransa 


JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR/ 1 Mayıs 2012

..