28 Eylül 2011 Çarşamba

TÜYAP, 30. yaşında uluslararası oldu


Bu yıl 30.su gerçekleşecek İstanbul Kitap Fuarı'nın ismi büyüdü. Bunca zaman ve bunca konuktan sonra, sonunda 'uluslararası' sözcüğünü kullanmaya resmen hak kazanan fuar, bundan böyle kendini Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı olarak tanıtacak. 'Umut: Düş mü? Gerçek mi?' temasıyla kitapseverleri ağırlayacak olan fuarın bu yılki 'onur konuğu' ise Mısır.


12-20 Kasım tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Beylikdüzü'nde gerçekleşecek 30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nın detayları dün Taxim Hill Otel'de düzenlenen basın toplantısında anlatıldı. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ Kültür Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu söze 'bir güzel haberle' başladı: "İstanbul Kitap Fuarı, 'uluslararası' sözcüğünü kullanma hak ve yetkisini resmen kazandı. Bundan sonra dünya fuar takvimlerindeki yerimizi layıkıyla alacağız."

'Okur fuarı' olma kimliğiyle yola çıktıklarını ısrarla vurgulayan Kavukçuoğlu'nun ikinci haberi, bu yıl fuarın onur konuğunun Mısır olmasıydı. İstanbul Kitap Fuarı'nın 'Umut: Düş mü? Gerçek mi?' isimli temasını Mısır'ın konumuyla -haklı olarak- örtüştüren Kavukçuoğlu, konuşmasına "Mısır; bir umudu, bir düşü gerçekleştirme çabasında. Değişim ve dönüşüm içindeki bu dost, kardeş ülkenin çağdaş edebiyatını, kültürünü ve sanatını tanıma olanağı elde etmekten mutluluk duyuyorum." cümleleriyle devam etti. Sözü devralan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal; Mısır'ın onur konuğu olmasını uluslararası ilişkiler bakımından çok önemli bulduğunu söyledi ve ekledi: "Arap dili ve edebiyatı dendiğinde dünyada sayılan iki ülkeden biri Mısır. Fuarın bu girişimi iki ülke arasında ilişkilerin gelişmesi adına atılmış önemli bir adım."

Toplantının en çok konuşan ismi Mısır Büyükelçisi Abderahman Salaheldin'di. Önce biraz yakınma: "Durum çok parlak değil. Necib Mahfuz dışında çok az yazarın çok az eseri Türkçeye çevrilmiş." Sonra da bolca inşallah: "Kasım ayı ortasında birçok Mısırlı yazar İstanbul'a gelecek ve kamuoyunda Mısır edebiyatı üzerine bir farkındalık oluşacak. Pek çok Mısırlı yayıncı başvuruda bulunuyor. Sonra başta Mısır kültür bakanı olmak üzere birçok entelektüel... Yapılacak toplantılar pek çok olumlu adımın atılmasını sağlayacak. Önümüzdeki yıllarda Arapçadan Türkçeye, Türkçeden Arapçaya bir hareketlilik olacak. İnşallah..."

Mısır edebiyatı ve sineması

30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, Mısır'dan 5 yazar ağırlayacak: Türkçede özellikle Yakupyan Apartmanı kitabıyla çok sayıda okura ulaşan Alâ Al Asvani, Necib Mahfuz'un manevi oğlu olarak nitelendirdiği Gamal Gitani, İbrahim Aslan, Mısır Yazarlar Birliği Başkanı Muhammed Salmawy ve Yusuf Ziedan. Yazarlar, Mısır edebiyatı üzerine söyleşilere katılıp kitaplarını imzalayacaklar. Ayrıca Mısır edebiyatının değerli ismi Necib Mahfuz, 100. doğum yılı vesilesiyle kapsamlı bir etkinlikle anılacak. Mısır etkinlikleri arasında Mısır edebiyatından sinemaya uyarlanan filmlerin gösterimleri de söz konusu. Bunlar; Arazi, Bir Başlangıç ve Bir Bitiş, Bana Bir Hikâye Anlat, Al Kitkat ve Yakupyan Apartmanı.

Jülide Karahan

28.09.2011

Zaman Kültür Sanat

25 Eylül 2011 Pazar

SANAT/HAYAT: Bienal bizimle baş başa kaldı

Türkiye ve uluslararası sanat çevreleri 12. İstanbul Bienali'ni saatlerce, hatta günlerce gezdi. Herkes bir şeyler yazdı, çizdi, yorumladı. Ama daha tartışmalar başlamadı. O fasıl da başlayacak ve bitecek yakında. Sonra? Bienal bizimle, yani izleyiciyle baş başa kaldığında... O zaman neler olacak?

12. İstanbul Bienali kapılarını açalı neredeyse 10 gün oldu. Resepsiyondu, özel davetti, rehberli turdu, konuk ağırlamaydı... Hepsi bitti. Uluslararası sanat çevrelerinden çok önemli isimlerin de içinde bulunduğu 4.000'e yakın konuk -bu sayı hiç değişmiyor- evine barkına döndü. Bir miktar yazıp çizecekler şimdi. Biz de onların övgü dolu olanlarını seçerek çevirecek ve yayınlayacağız. Ama sonuçta taa 13 Kasım'a kadar kaldık mı baş başa! Ya bu kadar afişi boşuna asmadılar diyerek, ya gazetelerde dergilerde görüp hakikaten merak ederek ya da öğrencilere nasılsa bedava mantığıyla... Yeri de nasılsa kolayda; Tophane Antrepo No 3 ve 5. gideceğiz bienale.

Bir 10 gün sonra ne herhangi bir isim, ne küratörler -istenilen de tam bu- ama aynı zamanda- ne Felix Gonzales Torres ne Ross hatırlanacak. Orada herkes kendi kişisel tarihinin yönlendirdiği ölçü ve şekilde; gördükleri, duydukları ve hissettikleriyle baş başa kalacak. 500'e yakın yapıttan kaçı; bize, genel olarak bize dokunacak?

Nispeten içeriden, bienal rehberlerinden Senem'e "Onu; bunu; ezberlediklerini bırak. Sen ne düşünüyorsun? Neyi sevdin?" diyoruz. Cevabı tek. Adrian Esparza'nın geleneksel bir Meksika örtüsü olan Serape'yi sökerek duvara yaptığı soyut ve geometrik çalışmayı sevmiş en çok. Renkler parlak, desenler simetrik; resimdeki Konstantinopolis'in Panoraması.

Bir öğretim görevlisi, Fatih ismi, Bienal El Kitabı'ndaki giriş yazısının ilk cümlesini gösteriyor: "12. İstanbul Bienali sanatla siyaset arasındaki zengin ilişkiyi araştırıyor ve hem biçimsel bakımdan yenilikçi hem de siyasi anlamda sözünü esirgemeyen yapıtlara odaklanıyor." "Son üç bienalde de aynı cümle hanımefendi..." diyor ve ekliyor Fatih Bey: "Sanat siyaset ilişkisi, sanat siyaset ilişkisi... Tutturmuşlar. İçeride ne olursa olsun... Bi bırakın! Birazdan da İstanbul'la ilişkilendirmekten bahsedecekler. Durun bi dakika, bulayım... Hah işte..."

Bir başkası, Gözde ismi, öğrenci; onun tüylerini diken diken eden -belki de fotoğrafla ilgilendiğinden - Yıldız Moran Arun'un gün görmemiş 16 fotoğrafı. Daha doğrusu 16 ayrı Anadolu hikâyesi... Toprak bir ev önü, dar sokaklardan geçen neşeli bir at arabası, -üzerinde o akşam gösterilecek filmlerin afişleri: Kumarbaz ve Leyla ile Mecnun- sattığı sepet kulelerinin gölgesinde kahvesini yudumlayan adam, sırtına binecek birini bekleyen deve, çölde oynaşan iki keçi...

Moran'ı hatırlattığı için küratörlere teşekkür ediyor Gözde. Bu vesileyle biz de hatırlayalım: Yıldız Moran, ilk eğitimli kadın fotoğrafçımız. 1932 İstanbul doğumlu. İngiltere'de fotoğraf eğitimi aldıktan sonra İtalya, İspanya, Avusturya, Fransa, Monaco ve Yunanistan'a fotoğraf çekmek için gidip ilk kişisel sergisini 21 yaşındayken İngiltere'de açmış. O sergide, daha ilk günden tüm yapıtlarını sattığı halde İstanbul'a dönüşünde tam 2 yıl tek bir fotoğrafı bile alıcı bulmayınca onları yılbaşı kartı yapmaya karar vermiş ve tam o noktada bütün hayatı değişmiş. Ses Dergisi'nin 25. sayısında (1983) anlattığı üzere: "İş konuşmak için Özdemir Asaf'ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim: 4 Kasım 1954, saat 11.00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı. Pırıl pırıl bir zekâ, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası..."

Şair Özdemir Asaf ile 30 yaşındayken evlenen ve anne olduktan sonra sanatına bir daha hiç geri dönmeyen Moran'ın fotoğrafçılık serüveni sadece 12 yıl sürebilmiş. 1950 ile 1962 yılları arasında... Şimdi, Özdemir Asaf'la Aşiyan'da dip dibe. Bir de şiir yanlarında: "Sevgi ise, sevişeceğiz seninle/Kavga ise, dövüşeceğiz seninle/Ölümü de paylaştığımız yaşamda/Ortaklaşa bölüşeceğiz seninle." (İkilem, Özdemir Asaf)

***

Sanatçıların yastık altı

Herkes yastığının altında bir şey saklar. Sanatçılar dâhil. Ama onlarınki, her şeyleri gibi, biraz farklı. Onlar; bazen kendilerine yabancılaştıkları, bazen yakıştıramadıkları, bazen de günün birinde lazım olur, değerlendiririm diyerek; resim, heykel, video ve fotoğraf saklarlar. Arte İstanbul Sanat Merkezi, çalıştığı sanatçılardan o sakladıklarını istemiş. Onlar da sağ olsunlar, o gün galiba bugün diyerek yastık altında tuttukları eserleri getirmişler. Aralarında; Ergin İnan, Mehmet Aksoy, Mustafa Horasan, Yunus Tonkuş, Tuğrul Selçuk, Özdemir Altan, Temür Köran, İrfan Önürmen, Komet, Altan Çelem, Gül Ilgaz, Nazan Azeri, Alp Tamer Ulukılıç, Burcu Perçin ve Antonio Cosantino da var. Sanatçıların yastık altından çıkardıkları, 4 Ekim - 12 Kasım tarihleri arasında Kumbaracı Yokuşu'ndaki Arte İstanbul'da.

Cins, Wide ve Canavar

Bomonti: Sakin, huzurlu ve biraz yaşlı. Şişli'de olsa da karmaşadan uzakta; hem de bir adımda. Ama renklenecek yakında. Çünkü Buenos Aires'in ilk sokak sanatçılarından Arjantinli Chu, Avrupa'nın sayılı grafiticilerinden Rusl Lovesletters ve Türkiye'den Cins, Wide ve Canavar; Sıracevizler Sokağı'nın hemen arkasındaki Tekfen Bomonti Apartmanları'nı boyamaya hazırlanıyor. 8 ve 10 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek üç gün üç gecelik boyama etkinliğine sokak müzisyenleri de dâhil olunca... Hadi bakalım şenliğe.

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN PAZAR / 25.09.11

21 Eylül 2011 Çarşamba

Konumuz, sadece İstanbullaşmak değil


SALT Beyoğlu'nun aralık sonuna kadar ziyaret edilebilecek kapsamlı sergisi 'İstanbullaşmak', izleyiciyi, şehirle ilişkilendirmekle kalmıyor. Serginin niyeti, izleyicinin hayatına -tek bir kelimeyle de olsa- dokunup ona şehirle iletişim kurabilmesi, merak ettiklerini sorabilmesi, hatta bu soruları tartışabilmesi noktasında destek vermek.


"Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkım duygusu, yoksulluk ve şehri kaplayan yıkıntıların verdiği hüzün, bütün hayatım boyunca, İstanbul'u belirleyen şeyler oldu. Hayatım bu hüzünle savaşarak ya da onu, bütün İstanbullular gibi en sonunda benimseyerek geçti." der Orhan Pamuk, 'İstanbul: Hatıralar ve Şehir'de. Doğsun, büyüsün ya da çok sonradan yerleşsin, tüm İstanbullulara bir süre sonra böyle bir hüzün çöreklenir. Sürekli bir terk etme isteğiyle birlikte... Ama o istek, daha insan yerinden kalkmadan, başka bir yerde yaşayamayacak olma hissiyle anında törpülenir. Çünkü -Orhan Pamuk'un da fazla uzaklaşmadan aynı kitapta dediği üzere- "Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz'da bir yürüyüşe çıkabilir."

En mühimi bir şekilde şehirle kurulan ilişki. İyi kötü, mutlu mutsuz... İlişkisiz ve iletişimsiz olmaz. SALT Beyoğlu'nun ikinci kapsamlı sergisi 'İstanbullaşmak' tam bunu yapıyor. İzleyiciyi şehirle ilişkilendiriyor. Vaat ettiği üzere... SALT'ın Programlar Direktörü Vasıf Kortun, taa en başta verdiği bir röportajda ne demişti: "Yaptığımız işin kamusallaşması, üzerine konuşulup tartışılması lazım. Burada sadece sanatla uğraşmıyoruz. İlgilendiğimiz konular birer araç. Başka şeyler var. İki kişi arasında, işle insan arasında, işle izleyici arasında bir hikâye var. Asıl derdimiz o hikâye. Yoksa projeleri izleyicisiz de yaparsın. Her şey orada bitiyor; izleyicide, onun reaksiyonunda, onun hayatına nasıl dokunduğunda..."

Kavramsal çerçevesi Pelin Derviş, Bülent Tanju ve Uğur Tanyeli tarafından geliştirilen 'İstanbullaşmak'; bir şekilde, hatta bazen tek bir kelimeyle, izleyicinin hayatına dokunuyor. Eğer izleyici merdivenleri çıkarsa... Çeşitli kültür kurumlarının yanı sıra, birçok kişisel ve özel arşivde yer alan 400 kadar medyanın toplandığı interaktif bir veritabanından ibaret sergi; kendini, ziyaretçiye özel tasarlanmış bir arayüzle sunuyor. Veritabanında 1999'dan 2011'e kadar üretilen sanatçı videoları, fotoğraf serileri, belgesel filmler, haber klipleri, karikatürler ve mimari projeler var. Bunlar, 80 ayrı kavram altında gruplanmış.

EKRANLARDAN İSTANBUL DERYASINDA YOLCULUK

Mekândaki 12 ekranın her biri kocaman bir deniz gibi. Kulaç kulaç değil, kavram kavram ilerliyorsunuz içinde. 'Cazibe'nin üzerini tıkladınız diyelim; 20 farklı seçenek önünüzde. Birini seçtiniz, hop: Galata Kulesi Sokak, No 23'tesiniz. Mesela 'Kimlik'i tıkladınız, önünüzde 15 ayrı seçenek. Cem Dinlenmiş'in 'Her Şey Olur'ları, Murat Germen'in 'Gösterimde' serisinin fotoğrafları... 'Metalaştırma'ya geçtiniz diyelim; Galataport, Zorlu Projesi ve diğerleri...

Yalnız algı biraz farklı, hatta azıcık tersten. 'Kayıtdışı'nın tanımı Cecil Balmond'un deyişiyle şöyle örneğin: "Fırsatçıdır; yeri ve zamanı yakalar ve onları kullanır." 'Yozlaşma'nınki ise "Sıra dışının, marjinalin, vesairenin temizliğini gerekçelendiren söylemdir." şeklinde. 'Asayiş', "Patetik bir büyükşehir talebi" sergiye göre. 'Koruma' ise "Ölüyü bile öldürür."

Beyoğlu'na gidip merdivenleri çıkmak istemeyenler, Evren Yantaç'ın tasarımı ve Hüseyin Kuşçu'nun yazılımıyla oluşturulan veritabanına database.becomingistanbul.org adresinden ulaşabiliyor aslında. Ama bu durumda serginin iletişimi gözeten yan etkinlikleri kaçırılmış oluyor. Sergiye, İstanbul'la ilgili merak edilen sorulara cevap arayan iki yan etkinlik eşlik ediyor. Bunlardan 90 adını taşıyanında; katılımcılar; konuşma, gezi, sunum ve performanslardan oluşan tartışmalara katılıyor. 90 gün boyunca, 90 ayrı tartışma... Sorular arasında; "5. köprü ne zaman yapılacak, İstanbul'un yiyecek trendleri neler, Boğaz'daki akıntılardan elektrik üretilebilir mi, İstanbul güvenli mi, Çamlıca Tepesi'ndeki antenler hâlâ işlevsel mi?" gibileri var.

Sorulacak sorusu olanlar; SALT Beyoğlu'nun girişindeki 90 kutusuna ya da Facebook'taki SALT Online-Proje İstanbul sayfasına uğrayabilir. Bir diğer yan etkinlik ise Yapım Aşaması: Beyoğlu. Orada da Beyoğlu'nda gerçekleştirilmesi planlanan kentsel dönüşüm projeleri, bir kentsel tasarım oyunu aracılığıyla tartışılıyor. İzlediniz ve tartıştınız ve tabii ki hüzünlendiniz diyelim; boşverin. Orhan Pamuk'un dediği gibi: "Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz'da bir yürüyüşe çıkabilir."

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR / 21.09.11