28 Haziran 2012 Perşembe

İSTANBUL GALERİLERİNİN 6 OKTAVLIK SESİ




İstanbul çağdaş sanatının sesi en çok Sakıp Sabancı, İstanbul Modern, Pera, santralistanbul ve Borusan Contemporary gibi müzelerden yükselse de… Şehrin galerilerine bilhassa kulak vermeli; 8 değilse bile 6 oktav garanti!



1933’te Beyoğlu Narmanlı Yurdu’nun altındaki şapkacı dükkânında sergi açan D Grubu sanatçılarımız Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve Zühtü Müridoğlu bugün İstanbul’da 300’e yakın galeri olduğunu duysa ne yapardı acaba? Her biri çok şaşırırdı mutlaka.

Çünkü İstanbul, hayatının ilk galerisini İsmail Hakkı Oygar sayesinde 1945 yılında gördü. İlk ünlü galerisini ise Adalet Cimcoz sayesinde 1951’de… Onun da - ismi Maya - ömrü sadece 4 yıl sürdü. Ama o kısacık zaman içinde sergi açmak ve satış yapmakla kalmayarak nice buluşma, kaynaşma ve ilhama vesile oldu Maya. Hatta bir galeriden beklendiği üzere; sanat eserlerinin satılmasından çok izlenmesini, paylaşılmasını ve tartışılmasını sağlayıp sanatçı ile izleyici ve müze arasındaki ilişkiyi biçimlendirdi de…

Ama 70 ve 80’li yıllara gelindiğinde; bir yanda literatüre yerleşmeye çalışan kültür endüstrisi kavramı, diğer yanda ülkedeki sanat birikiminin dünyaya açılma telaşı... Kısacası epey bir zaman kaybı. Nihayet 90’larda her türlü telaş geride kalıp küratör René Block’un deyişiyle tam bir “İstanbul Mucizesi” yaşanınca… Galeriler, tesbih taneleri gibi saçıldı İstanbul’a. Öncelikli olarak da Maçka – Nişantaşı – Teşvikiye civarına… O yüzden İstanbul’un en eski ve en köklü galerilerini görmek isteyenler için istikamet Nişantaşı’ndaki Mim Kemal Öke, Eytam ve Abdi İpekçi Caddeleri. Görülecek galeriler ise Maçka Sanat, Galeri Nev, C.A.M, X-İst, Çağla Çabaoğlu, Kare Sanat, Dirimart, Soda, 44 A, Doku, Mine ve Milli Reasürans… Ama bir itiraf: Eğer niyet; modernden çağdaşa uzanan uzun ince yolda yürüyen bir şeyler satın almaksa… Değilse; o zaman doğru Beyoğlu, Tophane ve Akaretler’e.

İSTİKLAL CADDESİ DEĞİL, TÜM BEYOĞLU

Taksim Meydanı’ndan Tünel’e doğru yürürken Fransız Kültür Merkezi, Akbank Sanat ve Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’ne hızlıca göz atmalı belki. Ya da hiç oyalanmadan 100 yıllık Mısır Apartmanı’nın dev kapısından içeri girmeli. Asansörle en üstte çıkıp kat be kat süzülmeli: Galeri Nev, NON, CDA Project, Pi Artworks, Nesrin Esirtgen Koleksiyonu ve Galeri Zilberman… Zaten girince çıkamıyor insan. Bilhassa, ama mutlaka Eşref Yıldırım’ın “Hiç Kimsenin Ölümü” isimli sergisi… Son tarih 16 Haziran, yer Galeri Zilberman. Mısır Apartmanı’nı terk eder etmez istikamet; sanatı gündelik hayatın parçası haline getiren SALT. Ardından çaprazdaki ARTER. Sonra karşı komşu Borusan Müzik Evi ile hemen arkadaki Tepebaşı Galerist. 23 Haziran’a kadar da bir sürpriz: Erwin Wurm'un son işleri bu sonuncu durakta.

KARAKÖY’E UZANAN TOPHANE

Sırtını İstiklal Caddesi’ne yaslamış, ayaklarını denize uzatmış keyfe keder İstanbul semtlerinden Tophane sanat konusundaki rüştünü çoktan ispatladı. Semtteki ilk kıvılcım Hayriye Caddesi numara 5’te yıllar yıllar önce çaktı: Armenak Usta’nın marangoz atölyesi İstanbul’un romantik galerisi Apel’e dönüştüğünde… 2008’den itibarense başta Outlet ve NON olmak üzere galeriler peş peşe yerleşti bölgeye. Ama şimdi ikisi de orada değil. NON Mısır Apartmanı’nda,  Galeri Outlet ise Pilot ismiyle Sıraselviler’de. Tophane’de kalanlar ve yeni eklenenler ise Pg Art Gallery, Pi Artworks, Daire, Elipsis, Rodeo ve Depo. Hatta gezme sırası da tam olarak bu. Arada Masumiyet Müzesi’ne uğramak kaydıyla elbette. Sonra belki küçük bir mola ve tramvay yolunun karşısındaki Karaköy’e. ArtSümer ve Galeri Mâna; mutlaka ama mutlaka. Bağımsız kale BAS ve İstanbul ’74 ise tercihe göre... Yalnız Bankalar Caddesi’nin incisi SALT Galata illa ki… Özellikle de yaz boyunca görülebilecek “Modern Denemeler” serisi sebebiyle…

AKARETLER: TASARIMLA SANAT ARASINDA

Bir zamanlar saray ressamı Fausto Zonaro dâhil nice önemli simaya ev sahipliği yapan Akaretler'deki Sıraevler, İstanbul'un yeni sanat ve tasarım üssü olmakta kararlı. Art On, artlimits, Autoban ve Derin Design çokça tasarıma meyilli ama Galerist, Rampa, Kuad ve C.A.M tam anlamıyla birer güncel sanat mabedi. Az biraz yukarıda ise Mabeyn ve Galeri Artist… Yine tercihe tâbisiniz. 


JÜLİDE KARAHAN 

SKYLIFE BUSINESS / HAZİRAN 2012 

18 Haziran 2012 Pazartesi

İSTANBUL’UN GİZLİ MÜZELERİ



İSTANBUL –HENÜZ – BİR MÜZELER ŞEHRİ DEĞİL AMA O YOLDA İLERLEDİĞİ KESİN. YILLARA MEYDAN OKUYAN TOPKAPI SARAYI VE ARKEOLOJİ MÜZELERİ BİR YANA İSTANBUL MODERN, PERA VE SAKIP SABANCI GİBİ ÖZEL MÜZELER VAR ŞEHİRDE. AMA BİR DE UNUTULANLAR, UZAKTAKİLER, HENÜZ KEŞFEDİLMEYEN VE GİZLİ KALANLAR…


MÜBADELE MÜZESİ

Uzun uzun yolları aşıp Çatalca’ya vardık. Son durağımız Mübadele Meydanı. Bir köşede dev gibi bir çitlembik ağacı; 150 yaşında ve de koruma altında; diğer bir sürü şey gibi. Ne gibi? Evler, eşyalar, anılar ve hayatlar… Önce, küçük tahta tabureleri olan bir kahvehaneye oturduk; birazdan Türkiye’nin ilk ve tek Mübadele Müzesi’ni gezeceğiz. Restorasyonu iki yıl önce biten müzeyi elbette merak ediyoruz ama daha çok merak ettiğimiz bir şey var sokakta: Geçmiş zaman hikâyeleri. “Anlatırım beyav” diyor Fehim Uçan, 93 yaşında, 1. kuşaktan: “4 yaşındaydım. Apar topar bindik gemiye. İndik ki gelmişiz. Bir tek yastık yorgan yanımızda. Ev verdiler bize, biraz da mal. İş bitti. Ne diyeyim? Atatürk çağırdı geldik beyav...” Çamaşırları ipten ıslak ıslak toplayıp, yemeğin altını pişmesini beklemeden söndürüp gelmişler. Ceplerinde belki döneriz düşüncesi, sırtlarında en kıymetlileri. Günlükler, fotoğraflar, mektuplar, porselenler, aile yadigârı takılar, çeyizler, dokumalar, işlemeler... Girit kırmızısı nakış işi en özeli ve güzeli.
***
GÜLCEMAL GEMİSİ
Lozan Mübadilleri Vakfı ve Çatalca Belediyesi öncülüğünde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle kurulan Mübadele Müzesi, Yunanistan’dan Türkiye’ye göç eden Türklerin göçten önceki ve sonraki yaşam biçimlerini şimdiki kuşaklara tanıtmayı amaçlıyor. Mübadele tarihiyle ilgili bilgi ve belgenin toplandığı arşiv niteliğindeki müzede; Yunanistan’dan gelenleri taşıyan Gülcemal isimli geminin maketi de bulunuyor.


DEPO MÜZE

İstanbul bir saraylar, köşkler ve kasırlar şehri. Onların her biri, içlerindeki her türlü mobilya ve eşyayla birlikte teşhirde. Düşününce, kendileri zaten bir müze. Ama görünenler görünmeyenlerin pek azı. Tüm o saray, köşk ve kasırlardaki türlü çeşit eşyanın fazlası Beşiktaş’ın göbeğindeki Depo Müze’de. 2006 yılında açılan Depo Müze’nin tavanları ahşap, duvarları taş, kokusu mayhoş. İçeride her daim aynı müzik: Klasik Türk Musikisi. Etrafta on binlerce obje. Çini sobalar, mangallar, bakır kazanlar, ibrik ve semaverler, porselenler, camlar, kristal ve gümüş sofra takımları, ipekli perdeler, tüller, gümüş şamdanlar, gaz lambaları, kandiller… Daha neler neler… Müzenin depolama ve sergileme bölümleri ayrı ama ikisi de ziyarete açık.


PATRİKHANE MÜZESİ

Fatih Kumkapı Muhsine Hatun Mahallesi Sevgi Sokak’tayız. Yollar nasıl dar. Ne demişler: Ne kadar teşkilat o kadar müşkilat! Ermeni Patrikhanesi’nin altındaki Patrik IX. Hovhannes Golod Müzesi’ni ziyaret edeceğiz. Hıristiyan dünyasının kutsal emanetlerinin korunduğu müze 2006’da açılmış aslında ama pek bilen gören yok. Saklı, gizli ya da ziyaretçiye kapalı değil ama gezebilmek için telefon açıp randevu almak gerekli. Sebebi: Müzeye aynı anda sadece 10 kişi girebiliyor. Çünkü çok küçük, çok bölmeli ve çok kalabalık. Ermeni Patrikhanesi Birinci Sekreteri Vağarşag Seropyan anlatıyor, biz dinliyoruz: “Köşedeki kırmızı pelerin 1700 başlarında yaşamış Patrik Golod’un kişisel eşyalarından. Şu piskoposluk tacı 1681’de Diyarbakır civarından geldi. Büyük taht Yıldız Sarayı’ndan hediye. Karşıdaki büyük sini Kayseri’den. Onun karşısındaki büyük çan 1895 tarihli. Duvarlardaki yağlıboya tablolar Hagop Egoyan tarafından restore edildi. Hiç kimseye ait olmayan şu yüz Kasımpaşalı. Şaka, şaka! Mankeni oradan aldık. Giydirdik. Bir din adamının nasıl giyindiğini merak edenler için… Piskopos ya da patrik önemli günlerde işte böyle giyiniyor demek için...”

***

KÜÇÜK BİR ANADOLU TURU
İnsanı; Tokat’tan Ankara’ya, Çorum’dan Sivas’a, Van’dan Bursa’ya, Kayseri’den İstanbul’a bir geziye çıkaran müze, günümüzdeki halini ancak 2010’da alabilmiş. Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Aram Ateşyan ve araştırmacı yazar Arsen Yarmayan’ın çabalarıyla… Müzenin yan tarafında eski bir hapishane var. Ekip, ileride orayı da müzeye dâhil edecek.


MATBAA MÜZESİ/ATÖLYESİ

Rahmi M. Koç Müzesi’nin açık sergileme alanına bir konuk geldi: Nostaljik Matbaa Atölyesi/Müzesi. Ziyaretçiyi kurşun harfler devrinde küçük bir yolculuğa çıkaran proje Promat Matbaacılık’ın 20. yıl etkinlikleri kapsamında hayata geçti. 1950 ve 60’lı yılların basım tekniklerini önümüze seren müze matbaa tarihinin canlı tanığı. Şöyle ki; tarihi tipo tekniği, elle kurşun harf dizimi, metal klişeler ile baskı uygulamaları, kâğıt kesimi ve ciltleme gibi tekniklerin hepsi eski ustalar tarafından bir bir yapılıyor. Ziyaretçinin karşısında… Mekânda ayrıca matbaacılık üzerine seçilmiş kitap, hurufat, klişe ve efemeralar da var.


FOTOĞRAF MÜZESİ

İstanbul’un tarihi semti Kadırga’da, Kadırga Parkı’nın yanındaki Kadırga Kültür Merkezi’ndeyiz. Orası artık İstanbul Fotoğraf Müzesi. 1000 metrekarelik bir alana kurulan müzede karşımıza çıkan ilk şey, Kadırga’yı anlatan fotoğraflardan oluşan cep salon. Beş fotoğraf galerisi yanı sıra bir fotoğraf arşivi ve kütüphaneden oluşan müzenin yegâne sergisi klasikler galerisindeki Cumhuriyet Dönemi Ustaları-İz Bırakanlar. Sergide kimileri artık aramızda olmayan 50 fotoğrafçının çalışması var. Müzenin 9 Şubat’a dek açık kalacak süreli sergilerine gelince… İlki; her kuşaktan ve kesimden, alaylı ya da eğitimli 200 fotoğraf sanatçısının eserlerinden oluşan Fotoğrafımızda Bugün-2011. İkincisi; albümler, kitaplar ve portfolyolardan oluşan Basılı Fotoğrafımız-Albümler. Geçtiğimiz aylarda Fatih Belediyesi ve Fotoğraf Dostları Derneği’nin işbirliğiyle açılan müzenin en çok ilgi gören objesi ise girişteki büyük format fotoğraf makinesi.
***

FOTOĞRAFIN SEYRİ 

Dünya fotoğraf tarihinin ilk sayfaları, İbn-i Heysem’in Camera Obscura ile güneş tutulmasını izlemesiyle açılıyor. İcadından hemen sonra –neredeyse 200 yıl önce- Osmanlı'ya gelen fotoğraf, Beyoğlu'ndaki fotoğrafhanelerden saraylara, cephelerden uzak illere geniş bir seyir izliyor. 

JÜLİDE KARAHAN 

SKYLIFE HAZİRAN 2012 

..

14 Haziran 2012 Perşembe

Haremin sandığından çıkanlar

 
'Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümâyûnu' isimli sergi, Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusundaki Has Ahırlar'da dün itibarıyla ziyarete açıldı. Sultanlar, eşleri ve çocukları tarafından bizzat kullanılan 300'e yakın eser ve belgenin yer aldığı sergide; Hürrem Sultan'ın Kanuni'ye yazdığı mektup da bulunuyor. Sergi 15 Ekim'e dek ziyaret edilebilecek.
 
'Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümâyûnu' sergisinin açılışını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay yaptı. "Harem müstesna bir imparatorluk merkezinin özel alanı, mahremi. İsmi de oradan geliyor. Padişah çocukları, onların anneleri ve anne adayları bu mahrem mekânda dünyadan gizli ama dünyanın bütün bilgilerine açık bir ortamda inanılmaz bir disiplin ve hiyerarşi içinde yaşıyor, yetişiyor ve sonunda Osmanlı sultanı olarak dünyaya hükmetme göreviyle karşı karşıya geliyor." diyen Günay, Harem'in birtakım popüler söylemlerin ötesinde tam bir ilim, hiyerarşi, disiplin, gelenek ve görenek yuvası olduğunu vurguladı. Gönlünün asıl isteğinin sarayın bütün alanlarının restorasyonunun bitmesi ve haremin kendi mekânında rahatça gezilmesi olduğunu söyleyen Günay, saray içindeki birçok işgalin sona erdiğine ve sarayın tüm zenginliklerinin yakın zamanda bir bir sergileneceğine dikkat çekti.

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı ise Topkapı Sarayı'ndaki Harem'i zevcesi Hürrem Sultan'ın talebi üzerine kurduranın Kanuni Sultan Süleyman Han olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı: "Mimar Sinan'ın Topkapı Sarayı'na tek hediyesi Harem'dir. Burası her şeyden evvel padişahın evi. O bir ev. Bu unutulmamalı. Birçok insanın fantezileri ve söylentileri dışında bütün çağdaş saraylar içinde en mütevazı ve disiplinli hayatın yaşandığı yerdir harem. İçinde imparatorluğun dört bir tarafından gelenler vardır. Menşei zamandan zamana değişir. Zekâ ve becerinin kan asaletinin önüne geçebileceğinin alametidir. Harem, okuma yazma oranı itibarıyla fevkalade nitelikli bir yer. Sergide harem halkının meşkleri, hüsn-ü hat denemeleri, el sanatları, musiki ve giyim zevklerini görecek ve ne demek istediğimi anlayacaksınız. Herkes kendince yorumlar oysa haremin inceleneceği birinci kaynak, sergideki malzeme ve arşivlerimizdeki zengin belgelerdir."

Haremin günlük hayatından izler 

Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonlarında yer alan 300'e yakın eser ve belgenin yer aldığı 'Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümâyûnu' sergisi dört ana bölümden oluşuyor. Serginin ilk bölümünde Harem mimarisi; minyatürler, gravürler ve planlar eşliğinde anlatılıyor. İkinci bölümde yine mimarideki hiyerarşik düzene uygun olarak Harem'in koruyucuları ve hizmetlileri olan haremağaları ve cariyeler teşkilatı hakkında bilgi veriliyor. Üçüncü bölüm hasodalıktan hasekiliğe ve nihayetinde valide sultanlığa yükselen padişah kadınları, kız ve erkek çocukları ile kız kardeşlerinden oluşan hanedan üyelerinin Harem'deki yaşamları, eğitimleri ve hiyerarşideki yerleri hakkında detaylı malzeme sunuyor. Harem'de günlük yaşamın, eğlencelerin ve geleneklerin anlatıldığı dördüncü bölümde ise pek çok kişisel eşya yer alıyor.

***

Hürrem'in Kanuni'ye mektubu
 
Mektubuna "İki Gözüm Sultanım Hazretleri" ithafıyla başlayan Hürrem Sultan, padişahın yokluğunda ne gecesinin gece, ne gündüzünün gündüz olduğunu, aziz bir padişahın sohbetinden ayrı düşmenin firakıyla gece ve gündüz niyaz ettiğini, halinin ne dil ile ikrar ne de kalem ile tahrir olunamayacağını yazar. Padişah tarafından unutulmaktan korktuğunu ve padişahın zafer haberlerinin duyulmasından memnun olduğunu belirtip kılıcının üstün olup düşmanlarının kahrolması ve hep hayırlı haberler işitilmesi duasında bulunur. Mektubun sonuna da iki satırlık bir ilave yaparak hem Damat İbrahim Paşa'ya selam yollar hem de Mihrimah Sultan'ın selamını iletir: "Paşaya selam ederiz. Cariyeniz dahi eyu, hoş. Mübarek yaşmağınıza yüz sürer."

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR 14 HAZİRAN 2012

..