27 Nisan 2010 Salı

MAHŞER’İ CÜMBÜŞ DÜŞLERİ

Mahşer-i Cümbüş; Nisan’da Adana, Mersin ve Kocaeli; Mayıs’ta ise Sivas, Kahramanmaraş, Bingöl ve Elazığ’da olacak.

Hayranlarının beklediği daha kapsamlı bir Anadolu turnesi içinse ne yazık ki vakit var daha. Televizyon programı ya da sinema filmi için de... Yılı, İstanbul’daki evleri Hayalhane’de kendi yağlarında kavrularak geçirecek ekip. Her şeyin farkındalar; özlendiklerini biliyorlar. Ama bu kadar; en azından şimdilik…

Bir ihtimal yaz aylarında ekranda olacaklar. Sinema filmine gelince, henüz tartışıp düşünme safhasındalar. Kendi deyişleriyle “Somut adımlarla ilerliyor, senaryo üzerinde çalışıyorlar.” Olay hayalden çıkalı epey olmuş ama gerçeğin kapısını çalmamış henüz. İlerliyorlar diyelim; yavaş ama emin. İşleri zor. 6 kişilik ekibi bir filmde, üstelik de etkili bir hikâyeyle bir araya getirecekler. Sonra bir yönetmenle anlaşıp, mekân belirleyerek motor diyecekler. Yol uzun, film kısa; sanat uzun, hayat kısa.

“İLERLEMEYEN SANATÇI GERİLER”

Disiplin ve ciddiyetin ne kadar önemli olduğunu “Tiyatro gardıropta başlar” sözüyle vurgulayan Rus tiyatro adamı Stanislavski’nin “İlerlemeyen sanatçı geriler” cümlesini hatırlatıyoruz Mahşer-i Cümbüş’e. Daha açık bir ifadeyle “İzleyiciyi sahneye dâhil ettiğinizi ve ‘Beyin Fırtınası’ ile ‘Tiyatro Sporu’nda ustalaştığınızı biliyoruz; bilmediklerimizi konuşalım…” diyoruz. “Nasıl bilirsiniz? İşimiz doğaçlama. Her oyunda yeni bir hikâye çıkıyor karşımıza, biz bile kestiremiyoruz sonunu.” oluyor cevapları. Ki haklılar; her gösteri bir olay.

Hatırlatmaya devam. Ekip bundan üç sene evvel demişti ki “Bir hayalimiz var: 10 yıl sonra Tiyatro Sporu Ligleri oluşturup, müsabakalar düzenlemek Türkiye’de. Modern doğaçlama tiyatro yaşayabilsin diye…” Şimdi geriye kaldı mı yedi sene? Peki, var mı bir gelişme? Pek tabii. Şöyle ki: “Üniversitelerarası Tiyatro Sporu Müsabakaları için girişimlerimiz sürüyor. Henüz hiçbir üniversiteyle resmi bir görüşme yapmamış olsak da desteklendiğimizi biliyoruz bu konuda. Yalnız sizin de bilmeniz gereken bir şey var ki o da sponsor gerekliliği.” Elbette. Öyleyse ilgililere duyuralım ve kasedi geri saralım.

ANKARA’DAN İSTANBUL’A

Mahşer-i Cümbüş, 2001 yılı baharında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğrencileri tarafından kuruldu. Almanya’da eğitim gören hocaları Kadir Çevik’in teşvikiyle doğaçlama oyunlara başlayan ekip, Ankara Tenedos Cafe’de arz-ı endam etti bir süre. 2003 yazında İstanbul’a taşınarak o cafe senin bu cafe benim dolaştılar akabinde. Oyunlarıyla hem seyirciyi hem de kendilerini her daim dinamik tutan bu küçük dev ekip; altı oyuncu, bir ışıkçı ve bir müzisyenden ibaret.

Özlem Türay, Ayhan Taş, Yiğit Arı, Burak Satıbol, Dilek Çelebi ve Ayça Işıldar oyuncu; Fatih Günay ışıkçı, Fatih Pestil ise müzisyen kontenjanıyla sahnedeydi. Güzeldi, iyiydi, hoştu ama göçebelik de bir yere kadardı. Kuruluşunun 5. yılında Beyoğlu’nda kendi sahneleri ‘Hayalhane’yi açtı ekip. Kötü mal sahipleri bir ekibi daha ev sahibi yapmıştı İstanbul’da.

HAYAL PERDESİ HAYALHANE

Mahşer-i Cümbüş’ün ufacık tefecik sahneleri ‘Hayalhane’nin, Berrin Karakaş’ın aynı isimli romanıyla hiçbir ilgi ve alakası yok. Çağrışımın esası şu: Osmanlı'da tiyatro için kullanılan ilk kelime olan Hayalhane, hayal perdesi anlamına gelmekte. Hayalhane’nin günümüz hikâyesine gelince… Ekipten Burak'ın babası kalp ameliyatı olmak için Bursa'dan İstanbul’a gelir. Anne de hobi niyetiyle sabahları gazetelerin seri ilanlarına bakan biri... Yine bir sabah ilanlar arasında ‘Koltuklu, ışıklı tiyatro’ ibaresini görür ve Burak’ı arar anne.

Telefon zinciriyle birbirlerine bağlanıp toplanır ve ‘Koltuklu, ışıklı tiyatro’ yolunu tutar ekip. Karşılarında yıkık dökük bir virane. Gözlerini kaparlar, hayallerini kurarlar ve evlerini yaparlar. Sonrası bilindik bir hikâye. Fısıltı gazetesi iyi çalışır şehirde. Tesadüfler birbirine bağlanır ve televizyon kanallarının dikkatini çeken ekip, Osman Tan Erkır’la anlaşır.

SAHNE KÜÇÜK, ÇEVRE BÜYÜK

Mahşer-i Cümbüş, 2007 itibariyle Türkiye’nin ilk doğaçlama şov programı ‘Anında Görüntü Show’la ekrandadır. İsimlerinin Arapça anlamı ‘açık tribün taraftarı’nın hakkını verir ve taraftarlarını peşlerinden sürükler ekip. Uzun zamandır kendi öğrencilerini yetiştiren Mahşer-i Cümbüş, 5 ayrı öğrenci grubuyla 50 kişilik bir doğaçlama tiyatro ailesi artık.

Sürç-ü Lisan, Ehl-i Keyf, Ani Etki Ters Tepki, Mevzu Bahis ve Hayal Meal; her hafta Mahşer-i Cümbüş gibi Hayalhane sahnesinde buluşuyor izleyiciyle. “Bu yaşa geldim bundan sonra tiyatro yapamam” diyen avukat, öğretmen, öğrenci, emlakçı ve daha nicelerinden menkul çiçeği burnunda gruplar; kendi seyircilerini oluşturmaya başladılar bile. Ne de olsa sahne küçük, çevre büyük. Mahşer-i Cümbüş “Biz tiyatrocu yetiştirmiyoruz. Katılımcıları kendilerine yakın hale getiriyoruz” diyor ve ekliyor: “Doğaçlama her şeyden önce samimiyet gerektirir.” O da Mahşer-i Cümbüş’te fazlasıyla var.

Jülide Karahan

Nisan 2010/Anadolujet

.................

İstanbul Modern'de Bir Akşamüstü

Orta yaşlı iki hanımefendi İstanbul Modern’deki ‘Gelenekten Çağdaşa’ sergisini geziyor aheste revan. Sohbetlerine kulak kabarttık:

– Ergin İnan’ın bunca eserini bir arada görmeyeli epey zaman oldu.

– Seviyorsun sen onu. Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde İnan’ın yeni işlerinden oluşan bir sergi açılmış geçenlerde. İstersen oraya da uğrayalım.

– Çok iyi olur. Haftaya muhakkak gidelim. Hava iyi olursa Ortaköy’e de ineriz hem…

– Ben de Erol Akyavaş’ı özlemişim çok. Şu girişteki ‘Vav’ ne haşmetli, bir o kadar da incelikli. 2000’lerin başında bir Erol Akyavaş Retrospektifi yapılmıştı, hatırlıyor musun?

–Yok, anımsayamadım.

– O zaman daha ‘Kuşatma’ 2 milyon 100 bin liraya satılmamıştı. Pek bu kadar tanınmıyordu usta. İyi ki geldik buraya. ‘Gelenekten Çağdaşa’ küçük bir Akyavaş Retrospektifi gibi. Şunlara bir baksana… Sergi sırf onun için bile görülmeye değer.

– Deme öyle… Murat Morova’yı da özlemişim ben. Balkan Naci İslimyeli ile Bedri Rahmi’yi İş Sanat’ın galerisinde enine boyuna gezeli çok olmuyor daha ama İsmet Doğan, İnci Eviner, Selma Gürbüz ve Ekrem Yalçındağ’ı takip etmek her zaman mümkün değil.

– Boş ver. Öyle ya da böyle özlediğimiz sanatçıları tadımlık da olsa bir arada gördük. Fena mı oldu?

-Aslında serginin küratörü Levent Çalıkoğlu eleştiriler aldı. Biliyor musun? ‘O var, bu neden yok’ gibi...


Jülide Karahan

Mart 2010/Skylife

........

İstanbul'da Film Yağmuru

Nisan yağmurları baharın, Uluslararası İstanbul Film Festivali ise festival mevsiminin habercisi.

İlkbahar sürprizli mevsimdir. Bir sabah uyanır, kapıyı açarsınız ve bir bakarsınız ki bahar gelmiş. Mevsimin gediklisi Uluslararası İstanbul Film Festivali de tıpkı bahar gibi birdenbire gelir ve nisan yağmurlarına karışır. Sonrası çorap söküğü… Filmi tiyatro, tiyatroyu müzik, onu da caz izler.

30’una bir basamağı kalan festival, 3 – 18 Nisan tarihleri arasında 57 ülkeden 243 yönetmenin 200’ün üzerinde filmiyle şehirde. Beyoğlu’nda Atlas, Yeni Rüya, Beyoğlu, Sinepop ve Pera Müzesi; Kadıköy’de Kadıköy Sineması, Nişantaşı’nda ise CityLife Cinema (City’s) festival mekânlarından.

HERKESLERDEN ÖNCE

Unutulmaz eski filmler, sevilen yönetmenlerin yeni işleri ve listedeki sürprizlerle renk, hareket ve keyif vadeden festivalin ‘Akbank Galaları’nda tam dokuz film var.

Herkeslerden önce izlenebilecek bu filmler arasında Amerikalı moda tasarımcısı Tom Ford’un Christopher Isherwood’un romanından uyarladığı ilk filmi ‘Tek Başına Bir Adam’ ile Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın Hitchock gerilimlerini anımsatan son filmi ‘Büyük Hata’ öne çıkıyor.

Tanınmış yönetmenlerin saygın festivallerde gösterilen çoğu ödüllü son yapıtlarından oluşan 23 filmlik bir seçki ‘Dünya Festivallerinden’ bölümünde. Hicivle ağırbaşlılık arasında gidip gelen şiirsel yaklaşımıyla dünyanın birçok ülkesinde ödüller kazanan Filistinli yönetmen Elia Suleiman bu bölümün konuklarından.

İLTİMASLI İSTANBUL

Her geçen yıl yeni bölüm, salon ve ödüllerle genişleyen festival; İstanbul konulu Türk ve yabancı filmlerden oluşan bir seçkiyi programına dâhil ediyor. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması vesilesiyle şehre iltimas geçen ‘İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan’ isimli bölümde; Jules Dassin’in ‘Topkapı’sından Atıf Yılmaz’ın ‘Ah Güzel İstanbul’una 13 uzun metrajlı film var.

Lumiere Kardeşler’in dünyada ikinci kez Haliç’te denediği kamerayla kaydırma hareketini içeren ‘Haliç Manzarası’ adlı kısa film, bölümün merakla beklenenlerinden. Festivalin yeni yüzlerinden ‘Antidepresan’, aralarında Drew Barrymore’un yönettiği ilk film ‘Patenci Kızlar’ın da bulunduğu 10 komedi filmiyle izleyicinin yüzünü güldürecek.

DAHA FAZLASI

Akbank sponsorluğundaki 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, film izlemekten ötesini isteyenleri ihya edecek. Sinema dersleri, söyleşiler, partiler ve sergilerden oluşan yan etkinlikler arasında; Amerikan sinemasının önde gelen yönetmenlerinden David Lynch’in fotoğraf ve gravürlerinden oluşan sergisi var. 9 Nisan’da Artane’de açılacak sergi, Mayıs sonuna dek açık kalacak.

Jülide Karahan

Nisan 2010/Skylife

................