9 Haziran 2011 Perşembe

Hayalet Havaalanı'na sanat uçuşu

1968'de bölgenin en görkemli havaalanları arasında yer alan Kıbrıs'taki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı, aradan geçen 37 yılda harabeye döndü. 1974'ten beri ulaşıma ve sivillere kapalı olan liman, bilim kurgu filmlerinin setlerini andırıyordu. Hayalet mekân, şimdi sanatçılar için bir hareket alanı haline gelecek. Havaalanı belleğine dayanarak hazırlanan sergi 23 Eylül'de arabölgede açılacak.

Lefkoşa Havaalanı bir zamanlar ülkeye giriş ve çıkış için merkezi bir kapı olarak kullanılıyordu. Şimdilerde içi boş olan yapının önemi, ada sakinlerinin çocukluk anılarında hapsolmuş durumda. Mimarisiyle zamanında epey övgü almış terminal binası çürümeye bırakılmış halde bekliyor. 1974 Temmuz'undan bu yana ara bölgede, yerel halkın ulaşımına kapalı bulunan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı, 37 yıldır BM'nin kontrolü altındaki mekansal bir düzenin ipuçlarını barındırıyor. Havaalanı, korumak üzerine sorularla kuşatılmış bir bilmece gibi duruyor. Korumak. Koruyamamak. Üstü örtülü. Açığa çıkarılmış. Kimin için, kimden korunmuş?

Başak Şenova ve Pavlina Paraskevaidou havaalanından aldıkları ilhamla araştırmaya dayanan bir projenin temellerini atıyor; ismi UNCOVERED. Havaalanını çıkış noktası olarak alan UNCOVERED, adanın her iki tarafından sanatçılarla çalışarak, uzun süredir devam eden belirsiz durumlara dair eleştirel bakış açılarını bir araya getiriyor. Projenin birinci aşamasında yerel bakış açılarının geliştirilmesi üzerinde duruluyor.

Birinci aşamanın ilk sergisi 23 Eylül'de arabölgede yapılacak. Sergiye Erhan Öze, Zehra Sonya, Gür Genç, Görkem Müniroğlu, Emre Yazgın, Özge Ertanın, Oya Silbery, Xenios Symeonides, Gökçe Şekeroğlu, Vicky Pericleous, Socratis Socratous, Andreas Savva, Demetris Taliotis, Constantinos Talioti ve Orestis Lambrou katılacak. Uluslararası bir konferans ve bir kitapla ilk aşama tamamlanacak. İkinci aşamada ise projeye uluslararası ortaklar dahil edilecek ve panel, uygulamalı çalışmalar ve yayınlar aracılığıyla durum analizi üzerinde yoğunlaşılacak.

Temelini 'bellek inşası', 'ortak yönler' ve 'kontrol mekanizmaları' terimlerinin oluşturduğu proje, zaman içinde donmuş bu mekan üzerinden yirmi-otuz yılda adada dönüşen kontrolün işleme mantığını araştırıyor. Projenin iki ayrı aşamasının üç yıllık bir süreye yayılması planlanıyor. Projenin ortakları Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği, Pharos Sanat Vakfı ve Anadolu Kültür. Sergi, BM İyi Niyet Misyonu ofisinin himayesinde UNDP-ACT'in desteği ile açılıyor.

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR / 09.06.2011

5 Haziran 2011 Pazar

SANAT/HAYAT: BİZDEN ÖNCE DAVRANAN BİRİ VAR: BİR DİNOZOR

İstiklal Caddesi'ndeki Borusan Müzik Evi'nde bir sergi var, Algıları alaşağı ediyor. İsmi, Madde-Işık II. Malzemeleri video, ses ve ışık.

Karaburun'daki evlerden birinin bahçesinde söylenip duruyordu yaşlıca bir teyze. Hayırdır? "Bu domates fideleri de tutmadı gitti. Suluyorum suluyorum tık yok. Sabah başlarını kaldırmaları lazım normalde... Güya köyden aldım tohumları." Yan evin sahibesi yetişti: "Sudan kıstın sen, sudan kıstın..." Hayat boyu hiç domates fidesi görmemiş biz, bir dertlendik bir dertlendik. İstanbul'a döndük geldik, aradık sorduk. Bir tatlı neşe teyzede, geçen sabah canlanıvermişler.

Şimdi biz hayatımızda hiç domates fidesi görmedik diye merak edemez miyiz o küçük bahçede olan biteni... Şimdi o teyze hayatında hiç sergi görmedi diye merak edemez mi İstanbul'da akşama dek ne yaptığımızı... Hep denir; falanca köydeki ne yapsın bu sergiyi? Biz de yiyemeyeceğiz o domatesleri ama vallahi de, billahi de merak ettik. O da ediyordur.

Ne işe yarayacaklar?

Borusan Müzik Evi'ndeki Madde-Işık II isimli sergi geçen hafta açıldı ama haftalar öncesinden etrafa merak tohumları saçıldı. Sebebi geçen sene gerçekleşen Madde-Işık I'in dillerden düşmeyen ünü. Tam 35 bin kişi gezmiş onu. Malzemeler aşağı yukarı aynı: Video, ses, ışık... Sergi 5. kattan başlıyor. Çok iyi düşünmüşler bunu. Alışveriş merkezlerini de öyle gezmez miyiz? Önce asansörle en üst kata çıkıp sonra yavaş yavaş merdivenlerden inerek...

Asansör kapısı açılınca mavi ışıklı bir araba... Ama binemiyoruz ona çünkü bizden önce davranan biri var: Bir dinozor. Evet, arabanın içindeki bir dinozor iskeleti. Böyle bir gariplik olabilir mi? İşin ismi eski çağlardan beri böcekleri koruyan reçineninki gibi: 'Amber'. Bir not: Sonradan öğreniyoruz ki arabanın içinde iskelet neyim yokmuş; ışık ve reçinenin marifetiymiş bu. Algılarımız alaşağı. Bir başka not: Girişte dağıtılan broşürü muhakkak almalı çünkü çoğu şey göründüğü gibi değil. Sergi kapkaranlık. Görevli, el feneriyle yol gösteriyor ve anlamsız anlamsız baktığımızı görünce "İsterseniz rehber çağıralım, ücretsiz." diyor. "Yok..." deyince de halimize üzülüp anlatıyor: "Bakın bu, Afganistan'da bir komutanı öldüren kamera. İki El Kaide intihar bombacısı gazeteci gibi davranıp röportaj bahanesiyle... Kamera da parçalanmasına rağmen çekime devam etmiş üstüne. O kamera bu kamera işte!"

"Yok canım; sanatçı esinlenmiş, bir benzerini yapmıştır..." diyor ve arkamıza bakmadan uzaklaşıyoruz ki bir gürültü bir gürültü... 4 yazıcı konser veriyormuş. Nasıl? Her harfin kendine özgü bir sesi varmış aslında. Onları nota gibi kullanıp beste yapmış ve yazıcıların başlarındaki mikrofonlar yardımıyla sesi bize ulaştırmışlar. Müzikal açıdan pek iç açıcı sayılmaz ama bir harfin yazıcıdan kendine özgü bir sesle çıkıyor olması... Çok şaşırtıcı.

"Ne anlatıyorlar, ne işe yarayacaklar?" demiyoruz çünkü küratör Richard Castelli, baştan uyardı: "Bir şeyi anlatmak için değil kendileri olarak buradalar. Şunu bilin yeter: Madde ışıkla, ışık da maddeyle var." Sergi için son tarih 25 Eylül.

***

Pembe renkli salyangoz ailesi

Yağmur yağıyorsa ve ağaçlık bir yerden geçiyorsanız ve hava kararmışsa çok dikkatli olmalısınız. Çok! Çünkü her an bir salyangozu evinden edebilirsiniz. Çıtırt diye bir ses duydunuz bittiniz, vicdanen. Geçtiğimiz perşembe başlayan ve bugün akşama dek sürecek Bebek Şenliği'nin erkenci misafirleri arasında bir salyangoz ailesi var. Bu defa yürürken çekinmenize gerek yok çünkü bunlar pembe renkli ve dev gibi. Herkesin gözü üzerlerinde, nazara gelecekler bu gidişle. Bir hanım "E bunları alıp giderler gece..." diyor; bir çocuk "Şimdi kendilerini görüyorlar mıdır acaba?" diye soruyor. Kimler? "Gerçek salyangozlar." Niye gelmişler? Azıcık yavaşlayalım diye. 1993'te Milano'dan çıkmışlar; Fransa, Belçika ve ABD derken İstanbul'a varmışlar. İlk durakları Bebek Parkı. Sonra Nişantaşı, Bağdat Caddesi, Yeşilköy, Bahçeşehir ve Toskana Vadisi'ni dolaşacaklar. 3 Temmuz'a kadar. Öğütlerine kulak vermeli!

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN PAZAR / 05.06.2011

1 Haziran 2011 Çarşamba

Müzelerin teknoloji rekabeti


Türkiye müzelerinde teknoloji rekabeti başladı. Pek çok müzemizde pek çok değişik uygulama var. Arkeoloji müzesi diye giriyorsunuz; ilgi çekici, interaktif ve eğlenceli bir sürü yeni medya işiyle oynayıp çıkıyorsunuz. Ziyaretçilerine hoşça vakit geçirterek eğitmek isteyen müzeler en ilginç, en yeni ve en heyecanlı sergileme tekniklerinin peşinde!


Geçtiğimiz günlerde açılan Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'ndeki birbirinden ilginç teknoloji uygulamaları herkesin dilinde. Müzenin bu konudaki tek alamet-i farikası Başbakan'ın da başından ayrılamadığı gerçek zamanlı arkeolojik köy gezisi değil. Merak edenler için oradaki olay şu: Küçük bir at arabasına biniyor, dizginleri kavrıyor ve önünüzde uzanan arkeolojik köyü bir baştan bir başa dolaşıyorsunuz. Çamaşır yıkayan kadınlara, oyun oynayan çocuklara ve hatta bayırları saran kırmızı lalelere baka baka... Müzenin diğer uygulamaları arasında; ayaklarınızın altında kaçışan sikkeler; sayfalarını elinizin rüzgârıyla çevirdiğiniz kocaman bir dijital kitap; içinde heykeller, yüzükler, takılar ve çömlekler olan çift katmanlı bir hologram var.

"Yeni medya uygulamaları eğitici olduğu kadar da eğlenceli. Aslına bakarsanız eziyetli bir teknoloji. Eserleri tek tek modellemek gerekli." diye söze başlayan ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü öğretim görevlisi Refik Toksöz'e göre yakında müzelerde teknoloji savaşları başlayacak. Neden? Cevap yine Toksöz'den: "Çünkü mesela bir müzeye bir uygulama yapıyoruz. Çok iyi oluyor. Tembihliyor müze: Aman bundan başka yerde olmasın, tek bizde olsun."

Geçmiş olsun. Pek çok müzemizde pek çok değişik teknolojik uygulama var artık. Arkeoloji müzesi diye giriyorsunuz; değişik, ilgi çekici, interaktif ve eğlenceli bir sürü yeni medya işiyle oynayıp çıkıyorsunuz.

GEÇMİŞİ TEKNOLOJİYLE ANLATMAK

Yeni medya uygulamalarından bol bol nasiplenenlerin başında Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'nin yanı sıra Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Beypazarı Kent Müzesi, Galata Mevlevihanesi Müzesi ve Topkapı Sarayı Silahlar Bölümü var.

Geçtiğimiz günlerde adından epey söz ettiren Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi'nin en dikkat çeken uygulaması şu: 'Dyonsos'un Düğünü' mozaiğinin çalınan bölümünün fotoğrafı, eksik olan kısmı belli aralıklarla lazer yöntemiyle yansıtılıyor; definecilere ve eski eser kaçakçılarına ders verircesine... Müzede ayrıca 3 boyutlu film gösterileri, tabanlara yerleştirilmiş ışık oyunları ve interaktif mozaik panolar bulunuyor.

Bir başka yeni medya uygulayıcısı da geçtiğimiz yıl açılan Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi. Ziyaretçiler; Hitit, Demir çağı ve Osmanlı döneminde yerleşim bölgesi olan Kalehöyük'ü 3 boyutlu ve gerçek zamanlı dolaşabiliyor. Ayrıca bölgede bulunan önemli mühürleri büyütülmüş halleriyle inceleyebiliyor. Bu çok önemli çünkü son derece küçük olan mühürlerin hem altındaki desenin hem de ince bir işçiliğin ürünü olan sap kısmının ziyaretçiler tarafından görülebilmesinin başka bir mümkünü yok. Tekniğin adı etkivizyon.

Beypazarı Kent Tarihi Müzesi'ndeki uygulama ise insanı 1900'lü yılların başındaki Beypazarı sokaklarına götürüyor. Tarihi İpek Yolu üzerindeki binlerce yıllık geçmişe sahip Beypazarı'nın en meşhur konaklarını, sokaklarını ve yaşam alanlarını gerçek zamanlı ve 3 boyutlu gezebiliyor ziyaretçi.

2007'den beri kapalı olan ama önümüzdeki günlerde Başbakan'ın da katılacağı bir törenle açılması beklenen Galata Mevlevihanesi Müzesi'nde; eskiden dervişlerin hücresi olarak kullanılan bölümlerde Mevlevilik anlatılıyor. Enine boyuna... Balmumu heykeller, canlandırmalar ve panolar bir yana; odalardan birinde sürekli dönen bir semazen bulunuyor.

Önümüzdeki günlerde yine Başbakan tarafından açılacak Topkapı Sarayı Silahlar bölümü ise tam anlamıyla teknolojiye teslim. Muhtelif yansımalar, mehteran takımı canlandırması, 3 boyutlu askerler; daha neler neler... Söylenecek tek şey: Bugüne dek geleceği yakalamak için kullandığımız teknoloji, şimdi geçmişi anlamak için hizmetimizde!

JÜLİDE KARAHAN

ZAMAN KÜLTÜR / 01.06.2011