İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na yepyeni bir telaş daha: İstanbul Uluslararası Tasarım Bienali
GELECEK UZUN SÜRMEDİ
Beğeninin fonksiyonun koltuğuna kurulduğu o günü hatırlayan var mı? Muhtemelen yok. Çünkü her şey çok hızlı gelişti. Kendimizi “Güzel de ne işe yarayacak?” derken bulduğumuz günlerde, geçen yıl bu zamanlar, bir sergi çıktı karşımıza: ‘Kesişme Noktası’. Mekânı Cihangir’deki Ark Kültür olan sergi, Türk tasarımcıları bir araya getirmiş ve onların genel eğilimleri ve birbiriyle olan diyaloglarını tartışmaya açmıştı. Malûm soruyla birlikte… Sergiyi Melih Cevdet Anday’a adayan küratör Mahmut Nüvit Doksatlı güzelce alıntıladı: “Biz bir rüzgâr estirdik. Bu rüzgârın dalga boyunu gelecek gösterecek.” Ve bu defa gelecek uzun sürmedi. Olay şu ki, Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali 2012 itibariyle hayata geçiyor.
Tasarım odaklı düşünmenin önemini anlatmayı şiar edinen bienal; kentsel tasarım, mimarlık, iç mimarlık, endüstriyel tasarım, grafik tasarım ve modayla birlikte pek çok yaratıcı disiplini kapsayacak. Hedef: Tasarımı anlamak, anlatmak ve bu konudaki farklı tartışma noktalarını İstanbul’un kültür ve sanat yaşamının gündemine oturtmak. Bienalin ana teması henüz belli olmasa da direktör Özlem Yalım’ın ipuçları ortada: “İstanbul ve tasarımla ilgili çağdaş konulara yönelen, sorgulayan ve problem ortaya koyan bir tema belirlenmesini hedefliyoruz.”
BİR PARMAK BAL
Bienalin uzun süreceğe benzeyen hazırlık sürecinde; sempozyum, atölye çalışmaları ve sergilerden oluşan çeşitli etkinlikler mevcut. İlk etkinlik 2 ve 3 Aralık tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Tasarım Sempozyumu. Tasarım dünyasının önemli isimleri iki gün boyunca tasarımın insan, çevre, kültür, politika, ekonomi, eğitim, teknoloji ve bilim gibi alanlarla ilişkisini tartışacak. Bir parmak bal niyetine…
Sempozyuma katılacak konuşmacılar arasında Alphan Manas, Defne Koz, Deyan Sudjik, Faruk Malhan, George Beylerian, Prof. John Heskett, Levent Çalıkoğlu ve Doç. Dr. Mehmet Asatekin’in yanı sıra; Prof. Dr. Alpay Er, Bahar Korçan, Deborah Dawton, Gamze Güven, Gökhan Avcıoğlu, Yard. Doç. Dr. Serhan Ada, Seyhan Özdemir, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Thomas Lockwood ve Valerio Castelli de var.
TASARIMIN ADRESİ İSTANBUL
‘Tasarımın Doğası’ tasarımın yakaladığı ufukları görmek isteyenlere çok şey vaat ediyor. Tasarımda farkını koyamayan ne kadar üretirse üretsin çağa ayak uyduramıyor ve kervanı geriden takip etmeye mahkûm oluyor. İstanbul’un katma değeri yüksek ürünlerin kalbi olması için düzenlenen etkinliklere ise her geçen gün bir yenisi ekleniyor. 4 Kasım - 15 Aralık tarihleri arasında addresistanbul’da gezilebilecek ‘Tasarımın Doğası’ isimli sergi tam da tasarımın bugününü ve önümüzdeki dönemde yöneleceği trendleri yakalamak isteyenler için…
Küratörlüğünü maybedesign’ın kurucularından ödüllü tasarımcı Erdem Akan’ın üstlendiği sergide; Türkiye’nin önde gelen 30 tasarımcısının yanı sıra 20 markanın doğal malzemelerle üretilmiş, organik formlardan ilham alan ve doğaya saygılı
ürünlerini görmek mümkün. Endüstriyelleşmenin son yüzyılda doğa üzerindeki etkilerini aşmak üzere tasarlanmış ürünler hakkında ‘ilham kaynağı’ olabilecek bir dizi çalışma da, tasarım hâlinde de olsa, görülecekler arasında.
JÜLİDE KARAHAN / SKYLIFE ARALIK
..........
20 Aralık 2010 Pazartesi
ÇOK YAKIN, O YÜZDEN UZAK…
İstanbul’da yaşıyoruz ama etrafımızı kuşatan nice hazineyi görmüyoruz. Çok yakın oldukları için uzaklar. Çok uzaklardan gelenlerse daha yakın, çünkü onları görmek için vakit dar.
Sergi küratörü Benoit Junod en baştan uyarmıştı: “Bu sadece bir sergi değil, çığır açacak bir koleksiyon, çok büyük bir ilk…” Ağır basan duygu: heyecan. Başlık: 'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri'. Mekân: Sakıp Sabancı Müzesi.
Öncelikle şu ‘ilk’ vurgusunu açalım: Sergi, gelip geçmiş en değerli İslam sanat eserlerini bünyesinde barındıran Ağa Han Müzesi’nin başyapıtlarından menkul. Bilhassa 11 Eylül sonrasında Amerika'da oluşan İslam karşıtlığını yıkmak için yola koyuldu; ilk kez Müslüman bir ülkede… 2007'den beri Londra, Paris, Madrid, Barcelona, Berlin ve Lizbon gibi kentleri dolaşan sergi; 2013'te Kanada'nın Toronto şehrinde açılacak ‘Ağa Han Müzesi'ni müjdelemesi bakımından da önemli.
AĞA HAN MÜZESİ
Kapılarını açmadan koleksiyonunu dünyaya açan Ağa Han Müzesi, ünlü Japon Mimar Fumihiko Maki tarafından tasarlanıyor. İslam dünyasının değişik dönemlerinden ve bölgelerinden derlenen yapıtların korunması ve sergilenmesini hedefleyen müzenin koleksiyonunda - şimdilik - bin kadar sanat eseri var. Gelişmeye ve büyümeye devam eden koleksiyon, İber Yarımadası'ndan Çin'e İslam uygarlıklarının sanatsal üretimlerini araştırıp topluyor.
Müzenin adı; zenginlik, medeniyet, çağdaşlık ve zarafetle anılan Ağa Han (4. Kerim Ağa Han)’dan… Şii İmamî İsmailî mezhebinin 49. imamı Ağa Han, 1977’den beri İslam kültürünü başarıyla yorumlayan çağdaş tasarımlara verilen ‘Ağa Han Mimarlık Ödülleri’nden âşina olduğumuz bir isim. Harvard Üniversitesi İslam Tarihi Bölümü’nden mezun olan Ağa Han, üniversitede okuduğu yıllarda koleksiyonerliğe merak salmış ve bugünkü Ağa Han İslam eserleri koleksiyonunu oluşturmaya başlamış. İşi, 1988’den beri Ağa Han Kültür Vakfı sürdürüyor.
PROVA NİYETİNE…
Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki 'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri', müzenin provası niteliğinde. Sergiyi gezdiğinizde ‘prova buysa…’ diyecek ve müzeyi hayalinize sığdıramayacaksınız.
İslam dünyasının Endonezya’dan Sicilya’ya, Endülüs’ten Çin’e uzanan farklı coğrafyalarının aynı döneme denk gelen yansımalarını ilk kez vitrine çıkaran serginin büyük bir kısmı kitap ve hat sanatı eserlerinden oluşuyor. Sergide; seramik, ahşap, metal ve kumaşlardan menkul olan ve üzerlerinde Kuran’dan metinlerin yer aldığı pek çok obje, elyazması ve minyatür var. Biraz açalım… Şah Tahmasp’ın ünlü Şehname’sinin minyatürleri, İbn-i Sina’nın Avrupa’da tıp konusunda en yetkin kaynak kabul edilen ‘El-Kanun fi’t-Tıb’ adlı yapıtının en eski elyazması, ‘1001 Gece Masalları’nın 500 yıl öncesine tarihlenen yeni bulunmuş elyazması ve Osmanlı Padişahı II. Selim’in Reis Haydar Nigâri’ye atfedilen portresi…
NADİR SAYFALAR
Kuran’ın nadir sayfalarını unutmamalı. Sergide mavimsi yeşil boyayla renklendirilmiş parşömen üzerine altın harflerle yazılı ünlü Mavi Kuran’ın bir sayfası yer alıyor. Sayfada Bakara Suresi'nin 148-155. Ayetleri… Söylenen o ki, günümüze ulaşmış hiçbir yazma Kuran'da buradaki gibi koyu mavi bir zemin ve böyle altın harfler yok. Bir sayfa da Karmati Kuran'dan… Özgün halinin 4 bin 500 sayfa olduğu tahmin edilen yazmanın her sayfasına Karmati adı verilen köşeli hatla dört satır metin yazılmış. Sergideki sayfada Maide Suresi'nin 44-45. ayetleri yer alıyor.
Sergide ayrıca Siyavuş ile Ferengis'in düğününü anlatan nüshalar, İranlı şair Nizami'nin Hamse'si, Hüseyin el-Vaiz el Kaşif'in masal derlemesi, Firdevsi'nin Şehname'si… Ve daha neler neler ama serginin bir alemet-i farikası daha var: Modern sunum. Bir örnek: Firdevsi'nin Şehname'sinin 1492 ile 1654 tarihli nüshalarını ekranlardan Farsça, Türkçe ve İngilizce okuyabiliyorsunuz.
'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri' 27 Şubat’a dek Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Yalnız vakti biraz bol tutmalı, zira okuyacak çok şey var.
JÜLİDE KARAHAN / İNFOMAG ARALIK
......
Sergi küratörü Benoit Junod en baştan uyarmıştı: “Bu sadece bir sergi değil, çığır açacak bir koleksiyon, çok büyük bir ilk…” Ağır basan duygu: heyecan. Başlık: 'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri'. Mekân: Sakıp Sabancı Müzesi.
Öncelikle şu ‘ilk’ vurgusunu açalım: Sergi, gelip geçmiş en değerli İslam sanat eserlerini bünyesinde barındıran Ağa Han Müzesi’nin başyapıtlarından menkul. Bilhassa 11 Eylül sonrasında Amerika'da oluşan İslam karşıtlığını yıkmak için yola koyuldu; ilk kez Müslüman bir ülkede… 2007'den beri Londra, Paris, Madrid, Barcelona, Berlin ve Lizbon gibi kentleri dolaşan sergi; 2013'te Kanada'nın Toronto şehrinde açılacak ‘Ağa Han Müzesi'ni müjdelemesi bakımından da önemli.
AĞA HAN MÜZESİ
Kapılarını açmadan koleksiyonunu dünyaya açan Ağa Han Müzesi, ünlü Japon Mimar Fumihiko Maki tarafından tasarlanıyor. İslam dünyasının değişik dönemlerinden ve bölgelerinden derlenen yapıtların korunması ve sergilenmesini hedefleyen müzenin koleksiyonunda - şimdilik - bin kadar sanat eseri var. Gelişmeye ve büyümeye devam eden koleksiyon, İber Yarımadası'ndan Çin'e İslam uygarlıklarının sanatsal üretimlerini araştırıp topluyor.
Müzenin adı; zenginlik, medeniyet, çağdaşlık ve zarafetle anılan Ağa Han (4. Kerim Ağa Han)’dan… Şii İmamî İsmailî mezhebinin 49. imamı Ağa Han, 1977’den beri İslam kültürünü başarıyla yorumlayan çağdaş tasarımlara verilen ‘Ağa Han Mimarlık Ödülleri’nden âşina olduğumuz bir isim. Harvard Üniversitesi İslam Tarihi Bölümü’nden mezun olan Ağa Han, üniversitede okuduğu yıllarda koleksiyonerliğe merak salmış ve bugünkü Ağa Han İslam eserleri koleksiyonunu oluşturmaya başlamış. İşi, 1988’den beri Ağa Han Kültür Vakfı sürdürüyor.
PROVA NİYETİNE…
Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki 'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri', müzenin provası niteliğinde. Sergiyi gezdiğinizde ‘prova buysa…’ diyecek ve müzeyi hayalinize sığdıramayacaksınız.
İslam dünyasının Endonezya’dan Sicilya’ya, Endülüs’ten Çin’e uzanan farklı coğrafyalarının aynı döneme denk gelen yansımalarını ilk kez vitrine çıkaran serginin büyük bir kısmı kitap ve hat sanatı eserlerinden oluşuyor. Sergide; seramik, ahşap, metal ve kumaşlardan menkul olan ve üzerlerinde Kuran’dan metinlerin yer aldığı pek çok obje, elyazması ve minyatür var. Biraz açalım… Şah Tahmasp’ın ünlü Şehname’sinin minyatürleri, İbn-i Sina’nın Avrupa’da tıp konusunda en yetkin kaynak kabul edilen ‘El-Kanun fi’t-Tıb’ adlı yapıtının en eski elyazması, ‘1001 Gece Masalları’nın 500 yıl öncesine tarihlenen yeni bulunmuş elyazması ve Osmanlı Padişahı II. Selim’in Reis Haydar Nigâri’ye atfedilen portresi…
NADİR SAYFALAR
Kuran’ın nadir sayfalarını unutmamalı. Sergide mavimsi yeşil boyayla renklendirilmiş parşömen üzerine altın harflerle yazılı ünlü Mavi Kuran’ın bir sayfası yer alıyor. Sayfada Bakara Suresi'nin 148-155. Ayetleri… Söylenen o ki, günümüze ulaşmış hiçbir yazma Kuran'da buradaki gibi koyu mavi bir zemin ve böyle altın harfler yok. Bir sayfa da Karmati Kuran'dan… Özgün halinin 4 bin 500 sayfa olduğu tahmin edilen yazmanın her sayfasına Karmati adı verilen köşeli hatla dört satır metin yazılmış. Sergideki sayfada Maide Suresi'nin 44-45. ayetleri yer alıyor.
Sergide ayrıca Siyavuş ile Ferengis'in düğününü anlatan nüshalar, İranlı şair Nizami'nin Hamse'si, Hüseyin el-Vaiz el Kaşif'in masal derlemesi, Firdevsi'nin Şehname'si… Ve daha neler neler ama serginin bir alemet-i farikası daha var: Modern sunum. Bir örnek: Firdevsi'nin Şehname'sinin 1492 ile 1654 tarihli nüshalarını ekranlardan Farsça, Türkçe ve İngilizce okuyabiliyorsunuz.
'Ağa Han Müzesi'nin Hazineleri' 27 Şubat’a dek Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Yalnız vakti biraz bol tutmalı, zira okuyacak çok şey var.
JÜLİDE KARAHAN / İNFOMAG ARALIK
......
18 Aralık 2010 Cumartesi
GERÇEKLERE BAKMAYAN KALMASIN!
Serhan Ada Radikal’deki ‘İnce/Uzun’ köşesinin son yazısını “… Biz gerçeklere bakamazsak (görmek ne haddimize) gerçekler günün birinde gelip bizi görür.” cümlesiyle bitirmişti. Ani Çelik Arevyan’ın İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’ndeki sergisi de - yaklaşık olarak – şöyle bitiyor: “Bütünün içindeyken gördüklerimiz/gösterdiklerimiz aslında göründüğü gibi değil. Görüneni anlayabilmek bütün karmaşıklığı ve sadeliğiyle insanın kendi içinde.”
Bu iki bitiş bir zihinde birleşince, o zihni taşıyan beden ve o bedende saklanan ruh; içeri, içeri ve daha içeri kaçıyor. Tüm şu ‘anda kal’ ve ‘olaylara biraz yukarıdan bak’ martavallarına rağmen/inat. Yukarısı/dışarısı değil; aşağısı/içerisi daha kıymetli. Belki de sadece içeriden bakmak gerekli. İçerideki sesi duymak, iç kokusuyla sarmalanmak… O zaman anlaşılıyor ki hiçbir şey göründüğü gibi değil. Ne gibi peki? En basit ifadeyle hissedildiği gibi…
AH ŞU SÖZCÜK ÖBEKLERİ…
Anahtar sözcük öbeği: ‘Göründüğü Gibi Değil’. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’ndeki sergisine ne güzel bir öbek seçmiş Ani Çelik Arevyan. 1961 İstanbul doğumlu sanatçı, 1985’ten bu yana fotoğrafla uğraşmasına ve daha önce üç kişisel sergi açmış olmasına rağmen, böylesi bir öbekle ilk kez karşımızda.
Sergi 29 Eylül’de açıldı. İlk izlenimi - sonra büyülenecek bir şey buluyor insan - bir çırpıda itiraf etmeli: Başlık harika ama o da ne? Çok suni bir baskı tekniği… Galeri yatmış, uzamış; fotoğraflar da onun peşinden… Yazı, kışı, sonbaharı ve baharıyla cânım doğa alaşağı. Ağaç gövdeleri, dalları, yaprakları âdeta birer tasarım harikası.
Karşı duvardaki o sabun köpükleri de olmasa… Ah o bakıştan görüşe, görüşten gönle uçuşan sabun köpükleri… ‘Bi dakka’ diyor insana; ‘O kadar basit değil…’ Sonrası çorap söküğü: Bitişteki “Görüneni anlayabilmek bütün karmaşıklığı ve sadeliğiyle insanın kendi içinde…” minvalindeki cümle, elde okunup kıvrılmış gazete ve yeni baştan - bir de böyle düşünerek - gezilecek bir sergi.
BOL KESEDEN ATILAN HAYALLER
Gündelik nesnelerden oluşan yeni bir anlatım dili karşımızdaki. Doğa ve gündelik şeylerin - pantolon, etek, elbise, gömlek – birlikteliğinden doğan bir yorumlar zinciri… Ani Çelik Arevyan’ın 20 yıl boyunca giydiği ve can verdiği 187 giysi, tekmili birden; olduğu gibi değil, göründüğü gibi…
Çiçeklenmiş ağaç dalı, tırtıl kemriği yaprak, tam yere düşecekken bir evin çatısına takılan kar tanesi, tütmeye mecali kalmamış baca, sevgilisiyle buluşmak için süslenmiş gök taşı ya da ruhuna kavuşmuş bir beden… Bol keseden atın hayallerinizi. Sanatçıdan destek: “Aslında her şey tanıdık ama yorum farklı. Ağaçlar çingene pembesi ve dikdörtgen dallı veya bulutlar köşeli. Ben gördüklerimizi farklı gördüm.”
BELKİ MUTLULUKTAN ÖLÜYOR DOĞA!
Serginin küratörü Engin Özendes’in üzerinde durduğu gibi hem karmaşa hem de sadelik var fotoğraflarda. Aslında her şey tanıdık, aslında her şey yabancı. Sanatçıdan bir açıklama daha: “Anlatımı oluştururken kullandığım nesnelerin formları birbirinin benzeri gibi görünseler de aynı değil, insanlar gibi. Tekrar gibi görünseler de tekrarı değil, yaşam gibi. Ancak bir sürekliliği ifade ederler; tıpkı yaşam gibi, tıpkı insanlar gibi…”
Arevyan’a göre ağaç ve nesne görüntüleri birbirini tamamlayarak yeni bir bütün oluşturmuş. Bize göreyse zorlanmış cânım doğa. Herkesin kendi bakış açısı, doğrusu ve haklılığı olduğu gerçeğinden hareket edip kimine ters gelenin öteki için gayet anlamlı olduğu durakta inelim: Ne biliyoruz? Belki mutluluktan ölüyor doğa.
Görünmeyenin karşıtlığı ya da paralelliğini bir araya getirerek daha büyük bir bütün meydana getirdiğini söyleyen sanatçı açıklamakta kararlı: “Bu da hayatı anlatıyor bir anlamda. Aslında yaşamak da öyle değil mi? Detayları bir araya getirerek daha büyük bir resim, bir bütün oluşturmuyor muyuz hayatımız boyunca?” Şimdi oldu. Taşlar yerine oturuyor. Oluşturuyoruz ve… İnsan, doğa ve hayattan oluşan bu bütün; sadece bizim gördüğümüz, anladığımız ve algıladığımız kadar. İşte bu kadar.
SON CÜMLE SABUN KÖPÜKLERİNDEN
Bütünün içinde yer ve yol alırken kişinin kendini düşünmesini salık veriyor Arevyan… Ne iyi ediyor, nasıl güzel geliyor: “Bazen sevinçlerimizi, bazen üzüntülerimizi yani duygularımızı ‘örtmek’ zorunda kalabiliriz. Tıpkı örtünmek gibi. Aslında işte tam da burada gördüğümüz, başkaları tarafından bize gösterilen ve bizim algıladığımız şekil/durum/hâl… Ki bu göründüğü gibi olmayabilir.” Kıssadan hisse: Baktıklarımız, gördüklerimiz ve yaşadıklarımız, yakından ya da uzaktan bakılsın, göründüğü gibi değil. Değil işte! Oh be!
Sergideki fotoğrafların son cümlesi sabun köpüklerinden: “Köpükler gibi renkler, şekiller ve ışık da sanki sürekli değişmekte. Hafiflikleri ve ağırlıkları, bir anda varken aniden yok. Tam da göründüğü gibi değil...”
Bunca şeyi o sergide görür müsünüz? Tam bir muamma. Net olan iki şey var: Biri sergi 9 Ocak’a dek açık diğeri de gerçeklere bakmazsak onlar günün birinde gelip bizi görür…
...........
JÜLİDE KARAHAN
Fotoğraf Dergisi / Aralık-Ocak
Bu iki bitiş bir zihinde birleşince, o zihni taşıyan beden ve o bedende saklanan ruh; içeri, içeri ve daha içeri kaçıyor. Tüm şu ‘anda kal’ ve ‘olaylara biraz yukarıdan bak’ martavallarına rağmen/inat. Yukarısı/dışarısı değil; aşağısı/içerisi daha kıymetli. Belki de sadece içeriden bakmak gerekli. İçerideki sesi duymak, iç kokusuyla sarmalanmak… O zaman anlaşılıyor ki hiçbir şey göründüğü gibi değil. Ne gibi peki? En basit ifadeyle hissedildiği gibi…
AH ŞU SÖZCÜK ÖBEKLERİ…
Anahtar sözcük öbeği: ‘Göründüğü Gibi Değil’. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’ndeki sergisine ne güzel bir öbek seçmiş Ani Çelik Arevyan. 1961 İstanbul doğumlu sanatçı, 1985’ten bu yana fotoğrafla uğraşmasına ve daha önce üç kişisel sergi açmış olmasına rağmen, böylesi bir öbekle ilk kez karşımızda.
Sergi 29 Eylül’de açıldı. İlk izlenimi - sonra büyülenecek bir şey buluyor insan - bir çırpıda itiraf etmeli: Başlık harika ama o da ne? Çok suni bir baskı tekniği… Galeri yatmış, uzamış; fotoğraflar da onun peşinden… Yazı, kışı, sonbaharı ve baharıyla cânım doğa alaşağı. Ağaç gövdeleri, dalları, yaprakları âdeta birer tasarım harikası.
Karşı duvardaki o sabun köpükleri de olmasa… Ah o bakıştan görüşe, görüşten gönle uçuşan sabun köpükleri… ‘Bi dakka’ diyor insana; ‘O kadar basit değil…’ Sonrası çorap söküğü: Bitişteki “Görüneni anlayabilmek bütün karmaşıklığı ve sadeliğiyle insanın kendi içinde…” minvalindeki cümle, elde okunup kıvrılmış gazete ve yeni baştan - bir de böyle düşünerek - gezilecek bir sergi.
BOL KESEDEN ATILAN HAYALLER
Gündelik nesnelerden oluşan yeni bir anlatım dili karşımızdaki. Doğa ve gündelik şeylerin - pantolon, etek, elbise, gömlek – birlikteliğinden doğan bir yorumlar zinciri… Ani Çelik Arevyan’ın 20 yıl boyunca giydiği ve can verdiği 187 giysi, tekmili birden; olduğu gibi değil, göründüğü gibi…
Çiçeklenmiş ağaç dalı, tırtıl kemriği yaprak, tam yere düşecekken bir evin çatısına takılan kar tanesi, tütmeye mecali kalmamış baca, sevgilisiyle buluşmak için süslenmiş gök taşı ya da ruhuna kavuşmuş bir beden… Bol keseden atın hayallerinizi. Sanatçıdan destek: “Aslında her şey tanıdık ama yorum farklı. Ağaçlar çingene pembesi ve dikdörtgen dallı veya bulutlar köşeli. Ben gördüklerimizi farklı gördüm.”
BELKİ MUTLULUKTAN ÖLÜYOR DOĞA!
Serginin küratörü Engin Özendes’in üzerinde durduğu gibi hem karmaşa hem de sadelik var fotoğraflarda. Aslında her şey tanıdık, aslında her şey yabancı. Sanatçıdan bir açıklama daha: “Anlatımı oluştururken kullandığım nesnelerin formları birbirinin benzeri gibi görünseler de aynı değil, insanlar gibi. Tekrar gibi görünseler de tekrarı değil, yaşam gibi. Ancak bir sürekliliği ifade ederler; tıpkı yaşam gibi, tıpkı insanlar gibi…”
Arevyan’a göre ağaç ve nesne görüntüleri birbirini tamamlayarak yeni bir bütün oluşturmuş. Bize göreyse zorlanmış cânım doğa. Herkesin kendi bakış açısı, doğrusu ve haklılığı olduğu gerçeğinden hareket edip kimine ters gelenin öteki için gayet anlamlı olduğu durakta inelim: Ne biliyoruz? Belki mutluluktan ölüyor doğa.
Görünmeyenin karşıtlığı ya da paralelliğini bir araya getirerek daha büyük bir bütün meydana getirdiğini söyleyen sanatçı açıklamakta kararlı: “Bu da hayatı anlatıyor bir anlamda. Aslında yaşamak da öyle değil mi? Detayları bir araya getirerek daha büyük bir resim, bir bütün oluşturmuyor muyuz hayatımız boyunca?” Şimdi oldu. Taşlar yerine oturuyor. Oluşturuyoruz ve… İnsan, doğa ve hayattan oluşan bu bütün; sadece bizim gördüğümüz, anladığımız ve algıladığımız kadar. İşte bu kadar.
SON CÜMLE SABUN KÖPÜKLERİNDEN
Bütünün içinde yer ve yol alırken kişinin kendini düşünmesini salık veriyor Arevyan… Ne iyi ediyor, nasıl güzel geliyor: “Bazen sevinçlerimizi, bazen üzüntülerimizi yani duygularımızı ‘örtmek’ zorunda kalabiliriz. Tıpkı örtünmek gibi. Aslında işte tam da burada gördüğümüz, başkaları tarafından bize gösterilen ve bizim algıladığımız şekil/durum/hâl… Ki bu göründüğü gibi olmayabilir.” Kıssadan hisse: Baktıklarımız, gördüklerimiz ve yaşadıklarımız, yakından ya da uzaktan bakılsın, göründüğü gibi değil. Değil işte! Oh be!
Sergideki fotoğrafların son cümlesi sabun köpüklerinden: “Köpükler gibi renkler, şekiller ve ışık da sanki sürekli değişmekte. Hafiflikleri ve ağırlıkları, bir anda varken aniden yok. Tam da göründüğü gibi değil...”
Bunca şeyi o sergide görür müsünüz? Tam bir muamma. Net olan iki şey var: Biri sergi 9 Ocak’a dek açık diğeri de gerçeklere bakmazsak onlar günün birinde gelip bizi görür…
...........
JÜLİDE KARAHAN
Fotoğraf Dergisi / Aralık-Ocak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)