6 Ocak 2009 Salı

Tesadüfler ki tesadüf değidir...

Tesadüfler ki tesadüf değildir... Dinlediğimiz her hayat hikayesi sırf bu gerçeği hatırlatmak için yaşanmış sanki. 1934’te Balıkesir’de başlayan fotoğrafçı Ozan Sağdıç’ın öyküsü de bunlardan biri.

İlk tesadüf, yeryüzüne sis indirecek denli sıcak bir yaz günü Edremit’te, Ozan Sağdıç henüz 19 yaşındayken gerçekleşmiş. O günleri, “yıl 1953, bir kutu-makina ve ben” diye anıyor Sağdıç şimdilerde. Olay şöyle: Babasının fotoğrafla ilgilenen arkadaşlarından biri, Fehmi Mine, Sağdıç’a kutu-makine satıyor o yaz. Yanında bir de filmle... İlk film Edremit ve Akçay’da doluyor. Edremit’teki Kurşunlu Camii’nin cumbalı iki evin arasından görünen manzarası ve Akçay’da dereden sular fışkırtarak geçen at arabasının görüntüleriyle özellikle... Bu fotoğrafları çekmeyi, daha makinenin hayali bile yokken, yıllar önce planlamış Sağdıç. Fehmi Bey, fotoğrafların film banyolarını yaptıktan sonra yanındakilere: “Göreceksiniz, Ozan’ın fotoğrafları bir gün Avrupa dergilerinde yayınlanacak.” diyor bir de. Yayınlanıyor elbette.

Güneş ve gölge olmak üzere iki ayarı olan bu makinenin ilk filmiyle çekilen ilk kare, Edremit’teki Kurşunlu Camii, bugünlerde sanatçının Fototrek Fotoğraf Merkezi’ndeki “55. Sanat Yılında 55 Fotoğraf” isimli sergisinde görülebilmekte. 8 Ocak’a dek açık kalacak sergide, o sisli ve puslu siyah beyaz fotoğraf yanı sıra özenle seçilmiş pek çok Anadolu hikayesi gizli. Çünkü sanatçının bol tesadüflü hayatı; onun deyimiyle “iki göz, bir yürek ve bir ömür” şeklinde sürmeye devam etmiş, hâla da etmekte...

Amatörlerden manzara fotoğrafı alınacaktır

Bir diğer önemli tesadüf ise Ozan Sağdıç Kabataş Lisesi’nde okurken emekli resim öğretmeninin ona, bir günlüğüne de olsa fotoğraf makinesini ödünç vermesiyle yaşanıyor. O tek günde Sultanahmet Meydanı senin, Sirkeci benim, Karaköy senin, Üsküdar benim dolaşıp tam 40 kare fotoğraf çekiyor Sağdıç. Amacı, çektiklerini kartpostal yapıp satmak aslında ama bunun için biraz beklemesi gerekecek.

1956’da Cumhuriyet Gazetesi’nde “Amatörlerden manzara fotoğrafı alınacaktır” ilanını görene kadar... İlan üzerine gittiği adreste üç usta isimle; Hikmet Feridun Es, Şevket Rado ve Vedat Nedim Tör ile karşılaşıp fotoğraflarını 470 Liraya satıyor Sağdıç. Bu paranın üzerine 2 Lira daha ekleyerek ilk işe yarar fotoğraf makinesini de satın alıyor. Sonrası zaten çorap söküğü... Hayat dergisinde işe başlayıp 25 yaşında Ankara’ya yerleşerek derginin Ankara temsilciliği koltuğuna oturuyor sanatçı. Bu oturuş lafta elbette... Zira kendisi, omzunda fotoğraf makinesi Anadolu’yu karış karış dolaşacak artık.

Kapı açıktır, itip içeri girebilirsiniz

Ve işte, o Anadolu gezilerinde yakalanan fotoğraflardan bir seçki, Beyoğlu Mısır Apartmanı’ndaki Fototrek Fotoğraf Merkezi’nde sergilenmekte şimdi. “Kapı açıktır itip içeri girebilirsiniz” tabelasının izinde içeri girdiğinizde Edremit’teki Kurşunlu Camii fotoğrafına iyice bir bakın önce ama; fazla da oyalanmayın oralarda. Biran önce koridora ve sergi salonuna geçin ki; tam karşı duvardaki o kocaman ve bir o kadar da klişe kız kulesi fotoğrafı gibi alakasız türlü ayrıntıyla yorulmasın gözleriniz.

Asıl sergi, tahta çerçeveler içinde ve soluk bordo renkli kadranlar üzerindeki siyah beyaz karelerden oluşuyor çünkü. Kendini kumların üzerine çocuklar gibi atıvermiş kederli bir eşekcikten köy kahvelerinde masalara toplanan elleri nasırlı amcalara, deniz kıyısında bir başına yükselen hüzünlü bir ılgın ağacından köy yollarında giden ve gelenler ile çalışan ve dinlenenlere... Şemsiye altındaki dilekçe yazıcıdan uyuyakalmış bir işçiye, kolalı yakalı ve beyaz kurdeleli küçük okullu kızlardan radyo dinleyen komik yüzlü dedeye, bayram sabahı bakkal kapısında köyün kızlarını bekleyen delikanlılardan güçlü pehlivanlara ve yorgun köylülere... Anadolu’nun kimbilir hangi şehrinden, ülkenin kimbilir hangi yoksul zamanından sayısız hikâye...

Hayat mecmuası şemsiyesi altında biriken tüm bu hikâyelerin yanı sıra sergide bir de, az sayıda renkli fotoğraf çarpıyor göze. Bir sepet balığa gözünü dikmiş ve ayağa dikilmiş tekir kedi, kocaman bir portakal tezgahı ya da tablo gibi bir Anadolu manzarası... Ve bir sürpriz daha... Hem de ilk defa.

Sergide Ozan Sağdıç’ın peinture ve sulu boya işleri bulunuyor bir köşede. İlk başta başka bir sergiden kaçıp gelmiş gibi görünen bu çalışmalar bizzat onun. Doğa soyutlamaları ve natürmortlar bir yana, asıl desenler... Her biri bir büyük ayna kırılmış da yere serilmiş gibi. Sanatçı burada; aynı öğrenci yurtlarının komşu yataklarını, aynı bekar odalarını, kısacası aynı sefaleti paylaştığı ressam arkadaşı Devrim Erbil’den esinlenmiş olmalı. Sokakta kaldıklarında Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde birlikte sabahladıkları gecelerde, bu günleri elbette ikisi de hayal bile edemezdi. Ama tesadüfler ki tesadüf değil işte.

Jülide Karahan

Photo Digital/Ocak-Şubat 2009

.....

Hiç yorum yok: