2 Haziran 2009 Salı

Türk Çağdaş Sanatı İstanbul Modern'de

İstanbul Modern’in ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ sergisi, Türkiye’de plastik sanatlar adına bugüne dek ne olduğunu da, bugün ne olduğunu da izleyiciye sunuyor. Müzenin koleksiyon politikasının topyekün değiştiğine işaret eden sergi için küratörü Levent Çalıkoğlu, “19. yüzyıldan günümüze Türkiye’de sanat...” diyor.

İstanbul Modern Sanat Müzesi, 5. yaşını yeni ve Türk çağdaş sanatı adına alabildiğine kapsamlı bir sergiyle karşılıyor. Mayıs’ın son günlerinde açılan serginin ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ olan adı, müzenin kurumsal kimliğindeki yerleşiklik ve dönüşüklüğe işaret etmesi bakımından ayrıca önemli. Müzenin ulusal sergiler şef küratörü ve dolayısıyla yeni serginin küratörü Levent Çalıkoğlu, ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ın iki temel meselesi olduğunu söylüyor. Biri, kurulduğu coğrafyayı aşarak kendi bellek ve ilişkilerini oluşturan İstanbul Modern’in kurumsal kimliği ve koleksiyonu; diğeri de serginin Türk sanatı adına anlattıkları...

Açıldığı günden beri birtakım niyet ve istekleri olan müze; eğitim programları, sosyal aktiviteler ve sivil inisiyatiflerle işbirliği gibi pek çok dileğini hayata geçirdi. Çokça alkış ve ödül aldı. Ki sonuncusu, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzeler Forumu’nun kendisine ‘yenilikçi olma başarısı’ sebebiyle verdiği özel ödüldü. Ama ne kadar alkış, o kadar eleştiri... Müze, bugüne dek, koleksiyonu ve onu sergileme biçimiyle epey eleştirildi. Şimdi ise tüm eleştirilere cevap veren bir sergi var önümüzde. Koleksiyonu yeni bir kimlik kazanan İstanbul Modern, 5. yılını geride bırakırken bir anlamda hesap veriyor. Levent Çalıkoğlu’nun “Geçiştirmek gibi bir lüksümüz yok. Türkiye’de çağdaş sanatın ne olduğunu göstermek zorundayız.” demesi ve “Bu bizim kurumsal ve tarihsel sorumluluğumuz.” diye eklemesi boşuna değil.

Önceleri belirli bir alana ve daha küçük bir açıya işaret eden müze, ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ ile açıyı büyütüp dokuyu değiştirmekle kalmadı, sanatçı ve anlatılan meseleleri de epey genişletti. Karşımızda, izleyiciye modern ve çağdaş sanattaki farklı deneyimleri sunan çok daha kapsamlı, çağdaş ve politik bir sergi duruyor. Kısacası İstanbul Modern, yeni yapıtlarla yeni ufuklara yelken açıyor.

19. yüzyıldan günümüze Türk sanatı

Aralık 2004’ten bu yana ‘Gözlem/Yorum/Çeşitlilik’, ‘Kesişen Zamanlar’, ‘Modern Deneyimler ve Bireysel İzlenimler’ başlıklı üç sürekli sergi ağırlayan İstanbul Modern; ‘elindeki koleksiyonu değerlendiremiyor’, ‘modern ve çağdaş eserleri doğru bir akış içinde sunamıyor’, ‘çağdaş sanata yeterince önem vermiyor’ gibi pek çok eleştiriye maruz kalmıştı. ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’, tüm bu eleştirilere cevap verir nitelikte. Müzenin koleksiyon politikasının topyekün değiştiğine işaret eden sergi; Türkiye’de plastik sanatlar adına bugüne dek ne olduğunu da, bugün ne olduğunu da sunuyor izleyiciye. Üstelik topluca ve zamandizimsel biçimde.

Türk çağdaş sanatının belirgin ve akılda kalıcı işlerini biraraya getiren sergideki pek çok yapıt bienallerden ve büyük sergilerden tanıdık gelecek izleyiciye. Çalıkoğlu kısaca “19. yüzyıldan günümüze Türkiye’de sanat...” diyor. “Bu büyük bir iddia değil mi?” sorusuna verdiği cevapsa gayet net: “Bu bizim koleksiyon sergimiz, bizim seçkimiz; bu kadar basit.” Ona göre önemli olan; bunca sanatçının, ki 38 yeni sanatçı ve eser mevcut, müze koleksiyonuna girmiş olması. Müzenin modern ve çağdaş sanatın önemli örneklerine yer verdiğini düşünen Çalıkoğlu; herkesin takdir ettiği, bir müzede olması gereken yapıtları aldıklarını ve almaya devam edeceklerini söylüyor. Kutluğ Ataman’dan Hale Tenger’e, Ayşe Erkmen’den Canan Şenol’a, Nezahat Ekici’den Nil Yalter’e, Aydan Murtezaoğlu’ndan Selim Birsel’e uzanan liste; İstanbul Modern’in nasıl çalıştığı ve neleri biraraya getirmek istediğini anlatmak için yeterli.

Öyle anlaşılıyor ki İstanbul Modern bundan böyle modernden çok, çağdaş sanat eseri toplayacak. Gerçi Çalıkoğlu “Bu konuda bir sınır çizgisi yok. Modern de çağdaş da alabiliriz. Önemli olan eksiklerimizi iyi tahayyül etmemiz.” diyor ve ekliyor: “Yeter ki çalıştığımız zaman dilimi içinde takip ettiğimiz sanatçıların hakikaten başyapıt düzeyinde olan, vazgeçilmez işlerini tesbit edelim, bulalım ve o gün hemen bir bütçe oluşturabilelim.” Çalıkoğlu’na göre eksik hâla çok. Çünkü bir sanatçıdan tek bir yapıt almak yeterli değil. Tek bir yapıt almak, evet, koleksiyonun heyecanını, değişimini gösteriyor ama bir sanatçıyı gerçek anlamda temsil etmek için uzun vadede onun farklı dönemlerine de ulaşmak gerekiyor.

Alımların yanı sıra bir mesen topluluğu oluşturan müze, bağış ve desteklerle önümüzdeki aylarda koeksiyonunu epey genişletecek. Oya ve Bülent Eczacıbaşı, Sema ve Barbaros Çağa, Ceyda ve Ünal Göğüş, Banu ve Hakan Çarmıklı, Ayşe ve Saruhan Doğan, İpek ve Ahmet Merev çiftlerinden oluşan bu topluluk; müzenin koleksiyonunun gelişimi için bir bağış havuzu oluşturmuş bile.

38’i yeni 148 yapıt

Önümüzdeki aylarda İstanbul Modern takipçilerini yorucu günler bekliyor. Çünkü ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’, alışılan düzeni kıran ve neredeyse tüm müzeye yayılması sebebiyle hayli yoğun bir sergi. 148 sanatçının bir o kadar yapıtı sözkonusu... Bunlardan 38’i yeni. Üst ve alt kattaki tüm salonlar, anlatılar ve duvar metinleri bu sergi için seferber edilmiş.

19. yy’dan 1940’a kadar olan tarihsel akış üst katta oda oda izlenebiliyor. Bir odada batılılaşma ve izlenimci kuşak, diğerinde Cumhuriyet dönemi, d gurubu ve müstakiller, sonra 1950’li yıllar soyut sanatı ve arkasında 1950 ile 70 arası figür resmi, karşısında Paris’te yaşayan sanatçıların üretimleri, akabinde 1970’li yıllar ve Tatbiki sanatçıları, bir arka sokakta 80 kuşağı, 90 ve 2000’ler... Türk sanatının 1800 sonlarından bugüne gelişi adım adım izleniyor.

Yapısal olarak bir yıl sürecek ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’, önümüzdeki Eylül’e dek müzenin iki katına da yayılmış olacak. O tarihten sonra ise, Sarkis Retrospektifi sebebiyle, tüm yapıtlar yeni bir düzenlemeyle yukarı kata taşınacak. Üst kattaki küçük salonun sanatçıların üretimlerini desteklemek için çalışma alanı olarak düşünülmesi ve hızlı hareket etmesi izleyicinin ayağını İstanbul Modern’e bağlayacak gibi.

Mekânda an itibariyle Ayşe Erkmen’in yeşil mayınlarıyla başlayıp Canan Şenol’un zamanında epey gürültü koparan ‘Nihayet İçimdesin’ yerleştirmesi, Jennifer Steinkamp’ın kıpraşan ağaçları ve Hale Tenger’in vize almanın bürokratik sürecini anlatan ‘Kesit’ videosu bulunuyor. Bu haliyle 16 Ağustos’a dek görülebilecek sergi için küratöründen önemli bir tavsiye: “Yapıtların nasıl ve hangi koşlullarda ortaya çıktığını anlatan kısa metinler mutlaka okunmalı.”

Jülide Karahan

Milliyet Sanat/ Haziran 2009

..........

Hiç yorum yok: