28 Mayıs 2010 Cuma

maNga OYLARINIZI BEKLİYOR

maNga, 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi ‘We Could Be The Same’ şarkısıyla temsil edecek. Ekip, oylarınızı bekliyor…


İstanbul’da civcivli bir gün. Güneş pırıl pırıl parlıyor, laleler şehri renge kesmiş. 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi ‘We Could Be The Same’ şarkısıyla temsil edecek maNga’yla Yıldız Parkı’nda buluşuyoruz. Alabildiğine telaşlı bir yolculuk arifesinde ekip. Bugünün işini yarına bırakacak lüksleri yok. Mayıs’a hızlı giriyorlar. Görüşmeler, röportajlar, konserler… Sonrası malum; önce 27 Mayıs’taki yarı finalde, onu geçmeleri halinde 29 Mayıs’taki finalde Türkiye’yi temsil edecekler.

Bilmeyenler için bilinen kısmın özetini verelim: İsmini Japon çizgi roman geleneğinden alan maNga; Ferman Akgül (vokal), Yağmur Sarıgül (gitar), Cem Bahtiyar (basgitar), Özgür Can Öney (davul) ve Efe Yılmaz (turntable) tarafından 2001 sonlarında Ankara’da kuruldu. Ekibin albüm helecanı aynı yılın sonbaharında katıldıkları ‘Sing Your Song’ isimli müzik yarışmasıyla başladı. İlk albüm Aralık 2004’te ses verdi. Ney, piyano, tambur ve bağlama gibi enstrümanlara kucak açan son albüm ‘Şehr-i Hüzün’, geçtiğimiz bahar raflara yerleşti. 2009 MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde ‘Avrupa’nın En İyi Sanatçısı’ seçilen maNga, şimdi de 55. Eurovision Şarkı Yarışması yolunda.

Buraya kadar biliyoruz. Bundan sonrası?

Bundan sonrasını gün be gün paylaşacağız. Eurovision hikâyesindeki tüm gelişmeleri video, fotoğraf ve günlük olarak kayıt altında tuttuk zaten. Şarkı yapma, seçme, sponsorluk görüşmeleri, prova ve konserler… Her şeyi kaydettik. Sitemizde yayınlıyoruz peyderpey. Ama asıl Oslo’ya gittiğimiz andan itibaren yaşananları günlük tadında web’den anında paylaşacağız.

maNga’nın resmi sitesinden mi?

Sitemiz üzerinden vereceğimiz linklerde…

Çekirdek çitleterek Eurovision izlediğiniz yıllarda yarışmaya gideceğiniz hiç aklınıza gelir miydi?

Evet ya, çekirdek çitleterek ailece izlerdik. Numaralar açıklandıkça bir üzülür, bir sevinirdik. Bir hafta konuşurduk sonra üzerinde. Önemli buluyorduk demek, hâlâ buluyoruz aslında. Sonuçta Avrupa Televizyonlar Topluluğu’nun organizasyonu. Ama katılacağımız aklımıza gelir miydi? Yok.

Çok yarışma gördü geçirdi maNga; yarışmaların özel bir önemi olsa gerek hayatınızda…

Olmaz mı? Şarkı kaydetmemize, albüm yapalım mı diye düşünmemize bir yarışma sebep oldu sonuçta. Yarışma beklenti oluşturuyor ve bizi daha çok çalışmaya zorluyor. Bir de yarışmalar büyüdükçe büyüdü. MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde ‘Avrupa’nın En İyi Sanatçısı’ seçildik, şimdi Avrupa’da bir beklenti var. Bir albüm, en azından bir single…

Şarkı yapma süreciniz nasıl işliyor?

Önce müzik, yani beste çıkıyor ortaya. Sonra üzerine söz yazıyoruz. Söz üzerine müzik yaptığımız çok nadirdir, ya da ikisinin başa baş gittiği… Ferman ve Yağmur müziği yapıyor; genellikle Ferman sözleri yazıyor.

O zaman Ferman’a dönelim. Ferman ne okur, ne izler, ne yaşar da bu sözleri yazar?

Bu defa albümün isminden biraz belli oluyor aslında: Şehr-i Hüzün. Orhan Pamuk ve Ahmet Hamdi Tanpınar etkisi çok fazla albümde. Bu iki yazar maNga’ya ve albümdeki hüzne benim üzerimden çok katkı yaptı. Orhan Pamuk ‘İstanbul Hatıralar ve Şehir’de iki üç sayfa boyunca hüznü anlatır ya... Sabah beşte elinde poşetle yolda bekleyen kadın, 400 yıllık çeşmenin üzerinde kurumuş yağlıboya… Yazarın binaları tasviri de beni ayrıca etkiledi ve hüzne sürükledi. Orhan Pamuk’un Ahmet Hamdi Tanpınar’a göndermeleriyle Tanpınar’ın ‘Mektupları ve ‘Beş Şehir’i okuyunca da işte böyle…

Yazarlar vesile olmuş ama sizi asıl İstanbul vurmuş galiba…

İstanbul beni, bizi zaten çok etkiledi. Ankara’dan buraya geldiğimiz zaman özellikle… Bir büyülenme durumu yani. Elimde Orhan Pamuk’un kitabı, kulağımda Türk sanat müziği, karşımda İstanbul. İnsanın yazası geliyor, elde değil. O sırada yapılan müzikler de duruma ayak uydurdu. Müziğin size hissettirdiği şeyleri yazıyorsunuz sonuçta, çağrıştırdıklarını...

Ankara’dan sonra İstanbul bambaşka bir film mi?

Ankara sanat filmi gibiydi. Havası, kasveti ve durağanlığıyla... İstanbul ise Türk filmi, hatta Yeşilçam filmi gibi. Daha canlı, daha heyecanlı.

Belli ki maNga için sinema epey önemli. Yoksa MTV’de ödülünüzü alırken yaptığınız konuşmada Nuri Bilge Ceylan’ın yalnız ve güzel ülkesine neden atıfta bulunasınız ki?

Sinema nadir ortak noktalarımızdan biri. Yeni filmleri ve eski klasikleri takip ediyoruz. Film konusunda ortak bir zevkimiz bile var. Epeydir oturup beraber film izlemişliğimiz yok ama ondan önce, özellikle beraber yaşadığımız dönemde çok izlerdik. Son dönem Türk filmlerini de beğenerek takip ediyoruz.

Favoriniz?

Vavien. Bayıldık. O nasıl bir kara mizahtır öyle.

Şehr-i Hüzün’deki ‘Üryan Geldim’in nakaratında Karacaoğlan’ın, ‘Hepsi Bir Nefes’in nakaratında ise Ömer Hayyam’ın dizelerine rastlıyoruz. Tesadüf mü oldu yoksa epey bir okuma var mı altında?

İkisi de. Ben (Ferman) o sırada çok fazla Ömer Hayyam okuyordum ve dörtlüğü gözüme kestirmiştim. Mutlaka kullanacaktım bir yerde. Uygun gördüğüm anda da kullandım. Anlatmak istediğime çok uygundu, yeni cümleler kurmanın pek âlemi yoktu. ‘Üryan Geldim’e ise Yağmur çalışıyordu ve bir yerde tıkandı. Nakaratı bir türlü bulamadı. O sırada Karacaoğlan dörtlüğü geçti eline ve dedi ki: İşte budur.

Birinci olursanız ne değişir?

Bir şeyler elbette değişir, en azından hızlanır. Uluslararası bir grup olmak istiyorduk; o süreç hızlanır bir kere. Dünya grubu olmayı kim istemez! Hepimizin içinde gizli gizli bu var. Baştan beri. İsmimizden bile belli: maNga. Orada elimizden geleni yapacağız. Bakalım, inşallah. Büyük konuşmamak lazım. Asıl derdimiz yaptığımız işlerle ilgili. Mesela şimdi çıkaracağımız single’ın kapağını düşünüyoruz kara kara.


JÜLİDE KARAHAN

SKYLIFE/MAYIS

Hiç yorum yok: